Terör Devleti Hasan Taşkın
Terör Devleti	 Hasan Taşkın
08 Ağustos 2016 Pazartesi

ÖNSÖZ

“Öldürmeyeceksin”
(TEVRAT, 6. EMİR)

İsrail, Musevi inancı kutsal kitabının bu kesin emrine rağmen öldürmeye ara vermiyor... Eylemlerinin temelinde yatan, salt kendilerine kutsal kitapta vaat edildiğini düşündükleri topraklara hâkim olmak mıdır?.. Yoksa bunlar farklı bir amaca giden yolun kaldırım taşları olarak mı düşünülmeli? 
Bu kitapta tarihsel gerçeklikler eşliğinde, Yahudilerin “Vaat Edilmiş Topraklara”yerleşme amaç ve gayretlerini okuyacaksınız.


ABD-İsrail ilişkilerine nüfuz edecek, MOSSAD’ın derin operasyonları karşısında gözlerinize inanamayacaksınız. Kitabın ilerleyen sayfalarında, zihninizdeki bazı soru işaretlerine cevap bulmuş ama oluşan yeni soru işaretleri üzerinde düşünmeye başlayacaksınız.


ABD Başkanı Clinton’un, 1997’de Washington’da bulunan dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya, “İşgal ettiğiniz Filistin topraklarını hemen terk edin. Siz kendinizi süper güç olarak tanımlıyorsunuz. Süper güç siz değilsiniz, biziz” dedikten sonra, stajyer Monica Lewinski olayının ortaya çıkmasıdan tutun, CHP lideri Deniz Baykal’ın, partisinin Ankara milletvekillerinden Nesrin Baytok ile ilişki yaşadığı iddia edilen görüntülerinin ardından siyasi hayatında büyük darbe almasına kadar, yakın dönemin birçok olayına farklı bir açıdan bakacaksınız.


Kitaptaki amacım, dünden bugüne bazı gerçeklikleri alt alta koymak ve bu çerçevede bir fikir jimnastiği ortamı hazırlayabilmektir. Çünkü ancak gerçeklerin ışığında düşünüldüğünde olayların iç yüzleri daha net olarak görülebilir; politika ve ilişkilerin zaman içindeki değişimi değerlendirilebilir... Kullanılan araçların acımasızlığına anlam yüklenebilir ve sonuçların neler olacağı öngörülebilir.


Arap dünyasının büyük bölümüyle on yıllardır soğuk ya da sıcak savaş yaşayan fakat daha düne kadar Türkiye ile ilişkilerinin bozulmamasına özen gösteren İsrail’e ne oldu da aniden tavır değiştiriverdi?


Türk büyükelçisini aşağılamaya varan tavır sadece İsrail’deki mevcut hükümetin bir eylemi mi, yoksa bir politika değişikliği mi?.. Bunu, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Davos’taki “one minute” çıkışının ardından bir etki-tepki olarak görmek çok mu sığ bir bakış olur?.. Yoksa İsrail’deki bu “eksen kayması”nı farklı bir amacın yol güzergahı olarak mı algılamak gerekir?.. 
İsrail’le Türkiye arasındaki -uzak ihtimal olarak görünse de- muhtemel bir sıcak çatışma durumu tüm Ortadoğu’yu ateşe atmaz mı?.. Yoksa aslında amaç da bu mu? Ortadoğu’nun ve buradaki ülke sınırlarının yeniden çizilmesi mi amaçlanmakta?.. 
İsrail acaba bu kapsamda mevcut sınırlar ve demografik yapı nedeniyle bölgede kendisini kuşatılmış hissetmekte ve sürekli Filistin sorunuyla boğuşmaktan da sıkıldığı için, kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklarda ve daha rahat yaşamanın yolunun barıştan geçmediğine mi kanaat getirmiştir?


Barış zamanında dahi öldürmekten çekinmeyen İsrail’in muhtemel bir savaş ortamında Filistinlilere neler yapabileceğini öngörmek için “kahin” olmaya da gerek yoktur.


RAB, bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz. 
Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, Fırat ırmağından Akdeniz’e kadar uzanacak. 
Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.
(TEVRAT)


İsrail’in amacı kendilerine vaat edildiğine inandıkları tüm bu topraklara hâkim olmak ise ve Filistin sorunundan kendileri açısından tamamen kurtulmaksa, bunu barış zamanında ve barışçı yöntemlerle yapmayacağı açıktır. Yani Filistinlileri tamamen ortadan kaldırmak ya da en azından kendilerine ait olduğuna inandıkları topraklardan çıkarmak, ayrıca vaat edildiğini düşündükleri tüm bu topraklara hâkim olmak için İsrail’in acaba bir savaşa mı ihtiyacı var?


Burada bir parantez açıp, İslamiyet inancına göre, İncil’den önce Tevrat’ın da insanlar tarafından değiştirildiğini ve bu nedenle Hz. Muhammed’e (SAV) son kitap olarak Kur’an-ı Kerim’in indirildiğini ifade etmemiz gerekiyor. Kur’an, İslam Peygamberi’ni en iyi Yahudilerin tanıdığını söylüyor.


Gelişmelere bu düşünceler ışığında bakıldığında, Gazze’ye yardım götüren gemilerden “Mavi Marmara” adlı Türk gemisinin seçilip askerî operasyon adı altında silahsız sivillerin komandolarca öldürülmesi ayrı bir önem taşımaktadır.


İlerleyen sayfalarda “Mavi Marmara” gemisine düzenlenen bu operasyon ve yapılan katliamı, ardından dakika dakika yaşanan gelişmeleri bulacaksınız.


Sanıyorum ve umuyorum ki bu fikir jimnastiğinin sonunda, dünün ve bugünün gerçekleri ışığında, gelişmelere bakış açımız perspektif kazanıp neden-sonuç ilişkisini daha farklı değerlendirebilecek ve görünenin ötesine, aysbergin görünyen yanına bakabileceğiz.


Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez...
(KURAN-I KERİM, CUMA SURESİ, 5. AYET)


Yahudilerin yaptıkları zulümden, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden, men etmelerinden dolayı kendilerine (daha önce) helal kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık...
(KURAN-I KERİM, NİSA SURESİ, 160. AYET)


Yahudiler, ‘Allah’ın eli sıkıdır’ dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O’nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder. And olsun ki, sana Rabb’inden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler, Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
(KURAN-I KERİM, MAİDE SURESİ, 64. AYET)

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.