Seyrialem Dergi Röportajı
Seyrialem Dergi Röportajı
2012-06-14 12:13:30

***İsmail Bey kısaca kendinizi ve Mavi Marmara Derneği ‘nin kuruluş hikâyesini anlatır mısınız?
Ben İsmail Yılmaz. Evli ve dört çocuk babasıyım. Şu an Mavi Marmara Özgürlük ve Dayanışma Derneği’nin başkanlığını yapıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi’nde doktora yapıyorum. 31 Mayıs 2010 tarihinde Akdeniz’de yapılan korsanlık sonrası, katılımcıların bulunduğu toplantılarda alınan bir karar maddesi vardı: O maddede bir dernek kurulup bu konuyla ilgili yapılacakların bu dernek aracılığıyla daha düzenli takip edilmesi arzu ediliyordu. O dönem ki istişareler sonucu bu derneğin kurucu yönetiminde bulunduk.  Katılımcılarla yaptığımız istişare sonucu, 8–10 maddelik öncelikli konular belirlendi. Bunlardan bir tanesi dernek kurularak daha düzenli daha disiplinli bir şekilde bu süreci takip etmekti. Tabi bu süreç bugünden yarına bitecek bir süreç değil; çünkü 9 şehidimizin bize emanet yetimleri var. Bu yetimlerin sorunları, gelecekleri ve yaşama ihtimalleri olan sıkıntıları tahmin edip önüne geçmek var. Aynı zamanda 56 yaralımız var ve bunların 20 den fazlası ağır yaralı. Olaydan beri hala komada olan Süleyman Söylemez abimiz var. Sadece bir arkadaşımızın vücudundan 9 mermi çıktı. Şu an yaşıyorlar; ama bu arkadaşlarımızda olayın sadece 9 şehitle kalmadığını gösteren yönü var. Ciddi bir süreç var önümüzde, inşallah devam ettireceğiz ve dernek bu amaçla çalışmalarını sürdürüyor.
*** Mavi Marmara Derneği sadece şehit ve gazi ailelerinden mi teşekkül ediyor yoksa daha fazla kamuoyuna mı hitap ediyorsunuz? 
Derneğin kurucuları arasında şehit ailelerimiz var, yaralı arkadaşlarımız var. Süreci takip etmek amacıyla; bu çalışma içerisinde bizimle birlikte olmuş ve sıkıntıları, zorlukları paylaşmış arkadaşlarla diyaloğumuzu devam ettirmek, olabilecekler ve sıkıntılar için dayanışma içerisinde olmayı arzu ediyoruz. Yaralanmasından dolayı işini kaybetmiş arkadaşlarımız var. Bu süreçleri takip edip bir dayanışma sergilemek amacı ve bilinci var derneğimizin. Şimdilik ilk etapta şehit aileleri ve katılımcı arkadaşlar ile bunu yapmaya çalışıyoruz. Ama dernek inşallah zamanla asıl hedefinin tüm mazlum coğrafyaya dönük olduğunu çalışmalarıyla gösterecek. Derneğin tüzüğünde bu var, öncelik Filistin ve Mescid-i Aksa olmak üzere tüm mazlum coğrafya bizim önceliğimize girecek. Zamanla bu anlamda daha kalıcı daha bilimsel çalışmalar arzu ediyoruz inşallah…
 
*** Mavi Marmara nasıl bir etki yarattı dünya siyasetinde?
Mavi Marmara Filistin özelinde bir çalışmaydı ama bütün dünyada benzer sıkıntılar var. O dönemde Gazze’deki ambargo ön plandaydı ama inanılmayacak derecede tüm dünya, orada yaşanan sıkıntıya kulaklarını kapatmıştı. Sanki görmek ve duymak istemiyorlardı. Yaşananları sanki olmuyormuş gibi kabul etmek istiyorlardı. Mavi Marmara’nın birinci hedefi Filistin’i dünyanın gündemine sokmaktı. Hamdolsun Mavi Marmara bunu başardı. Gazze’deki sıkıntı Mavi Marmara sonrası kısmen azaldı. Kendi yaptığı büyük hatayı telafi amacıyla ya da dünyayı yanıltma amacıyla İsrail Gazze’ye giren ürünlerin adedini çoğalttı. Olay günü saldırının hemen arkasından Mısır Refah kapısını açık tutacağını beyan etti. Birinci önceliği Gazze’deki sıkıntıları dünyaya duyurmak olan Mavi Marmara amacına ulaştı. Bunu Gazze’deki kardeşlerimizde söylüyor. Mavi Marmara sonrası Gazze’de kısmen bir rahatlama oldu. Buna şükür ediyoruz ki, ilaç bulamadığı için ölen çocukları daha az duyacağız. Bu açıdan sevindirici; ama maalesef hala devam ediyor bu sıkıntı. Bunu da unutmamak lazım. Mavi Marmara’nın faydaları, siyasi sonuçları o kadar çok ki zamanla netleşecek ve bu tarihi dönüm noktası hak ettiği duaları alacaktır. Bunlardan bir tanesi de yüz yıllardır emperyalistlerin bölgeye ektikleri fitne tohumlarının sonu olmuştur. Türkiye’den bir kuruluş olan İHH İnsani Yardım Vakfı kardeşliğin zirvesinde bir iş yaparak orta doğunun parçalanmasına etki eden Irkçılık temelli tezlerin çürümesini sağlamıştır. Tarihi bir gerçeği somut adımlarla ortaya koymuş ve bu coğrafyada Arap, Türk, Kürt v.b.tüm unsurların İslam ortak paydasında kardeşçe yaşama sorumluluğunu vurgulamıştır. Bu sağlandığında tüm oyunların bozulacağını ve sömürülmenin önüne geçilebileceğini ispatlamıştır.
 
Şöyle bir anekdotla örnek vererek önemli bir noktayı daha vurgulayalım; Malcolm X'in bir sinema filmi ve kitabı var. Malcolm X, İslam’la tanışmadan önce, mafya işi yapan biriyle iddiaya giriyor. İddiayı kaybettiği halde kazanmış gibi gösteriyor ve adamın 100$ gibi bir miktar parasını alıyor. Mafya babası bunu anlayınca günlerce peşine adamlarını gönderiyor, yakalıyorlar kaçıyor. En son adamlarından biri diyor ki;"Bu senden kaç para aldı ki, sadece 100$. Bu kadar adam günlerce peşindeyiz o kadar masraf, vakit değer mi?" Mafya babasının cevabı ilginç; "Benden ne kadar çaldığı önemli değil, ama benden çalınabileceğini göstermiş olması önemli.”
 
Şimdi dünyada bir kanaat var. İsrail dokunulmaz bir ülke, ona dokunan yanar. Mavi Marmara İsrail'e dokunulabileceğini estetik bir şekilde dünyaya göstermiştir. Ortada bir zulüm varsa yapılması gereken ve yapılabilecek bir şeyler olduğunu ortaya koymuştur. Dünyanın her yerinden, Mavi Marmara olayındaki ölçüsüzlük, tutarsızlık ve bütün değerleri yok eden saldırı şekli; kamuoyu tarafından lanetlendi ve neredeyse dünyanın her yerinden İsrail'e karşı söylem ve kınama mesajları gelmeye başladı. Tarihte olmadığı kadar şuan yalnızlığa mahkum olmuş durumdadır Siyonist İsrail.  Şunu sevinerek müşahede ediyoruz; İsrail artık eskisi kadar keyfi, şeklini kendi belirlediği, sınırsız, ölçüsüz saldırılarına devam edemiyor. İnşallah bundan sonra da devam edemeyecek.
 
İsrail ve Türkiye ilişkilerini normale(!) döndürmüştür Mavi Marmara. Öncesinde son siyasi olaylara baktığımızda, Türkiye'de geçen günler de yapılan açıklamalarda da görüldüğü üzere, Danıştay saldırısında kamera görüntü kayıtlarının İsrail'de olduğu ve görüntü kayıtlarına İsrailli bir firmanın müdahale ettiği gündeme düştü. Güvenlik firmasının alt yapı hizmeti almış olduğu firma, altyapı anlamında İsrailli bir firmadan hizmet alıyor, bu ortaya çıktı. Buna benzer bir sürü konuda Türkiye'de, maalesef dost görünmelerine rağmen siyonist İsrail'in Türkiye'nin aleyhine olacak konularda parmağının olduğunu görüyoruz. Bunun başında PKK meselesi geliyor. Çarpıcıdır, biz o günlerde bunu iddia ettiğimizde bize "her taşın altında Siyonist israili arıyorsunuz, bu kadarda ileri gitmeyin" söylemleri vardı. Bize saldırıldığı gece İskenderun'a da saldırıldı ve orada da şehitlerimiz var. Türkiye'nin terörle mücadele tarihinde ilk defa denizde bir saldırı oldu. Biz o gün de dedik ki "Bu saldırıyı da bize yapılabilecek yardımın önüne geçmek için İsrail'in koordine ettiğini düşünüyoruz" Ama olaydan yaklaşık 6–7 ay sonra Antalya'da bir kamyonetin kasasında yakalananlardan birinin İsrail ve Mossad ile ilişkileri ortaya çıktı. İskenderun saldırısını gerçekleştirenlerden birisi. Son iki ayda 20 defa İsrail'e gitmiş ve İskenderun saldırısını da organize eden kişi.
 
Ayrıca Buna benzer bir sürü konu var. Biliyorsunuz, heronların görüntü vermeme konusu var. Çanakkale Üniversitesi rektörü Sedat Laçiner'in iddiasıdır; Heronlar satın alındıktan sonraki süreçte ilk defa Mavi Marmara saldırısının olduğu gece ve tektir o, görüntü vermiyor Türkiye'ye. Heronların sistemi şu; görüntüyü alıyor İsrail'e veriyor, İsrail Türkiye'ye gönderiyor. O gece hem İskenderun saldırısı hem Mavi Marmara saldırısının olduğu gece görüntü vermiyor Türkiye'ye. Bu pencereden baktığımızda Mavi Marmara Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmiştir(!) ve bu Mavi Marmara’nın başarılarından biridir.
Şahsen kanaat ediyorum ki, bundan 10 – 15 sene sonra günümüzün siyasileri, bürokratları, aydınları şu cümleyi kuracaklardır: “Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri olan Siyonist unsurlardan kurtulmasında Mavi Marmara olayının katkısı yadsınamaz.”
 
Mavi Marmara’nın orta doğu da halkların özürlük taleplerine yön veren ve onları destekleyen yönü de bulunmaktadır. Bu bizim söylediğimiz bir şey değildir. Bugün Tunus'ta, Libya'da, Mısır'da ve en son Suriye’de olaylar var. Bu konularda Mısırlıların yazdıklarında, Libyalıların söylediklerinde şu detay var; "Bundan öncede zulme baş kaldırdık, bundan öncede adaleti istedik ama Mavi Marmara'dan bir şey öğrendik ve o bizim sonuca gitmemize neden oldu". Mavi Marmara'yı incelediğimiz zaman bir grup insanın Gazze'deki mağdur kardeşlerine yardım götürme çalışması denebilir; fakat Mavi Marmara'da bir şey var. Nedir? 36 ülkeden ve her dinden insan var. Türkiye için söylenecek olursa; her farklı görüşten insan var geminin içerisinde. Din mensubu olmayan ateisti de var.
 
Bunda şu sonuç var; Eğer bir kötülüğe engel olunacaksa ve ortak payda onu engellemekse bir arada olunabilir, beraber çalışma yapılabilir. Mısır'da, Tahrir olaylarında cuma namazı kılınırken Hıristiyanlar da Müslümanların etrafını çevirip, onların güvenliğini sağlıyordu. Yani Mavi Marmara'nın siyasi sonuçlarından bugün itibariyle başlıca öne çıkanlar bunlardır, bundan sonrakileri Allah bilir. Ama şuna inanıyorum; 10 sene sonra Mavi Marmara dendiğinde, çok daha ciddi sonuçlar ve faydalar ortaya çıkacaktır.
 
İsrail, Mavi Marmara'da silah kullanmayan, tamamen insani yardım amaçlı yola çıkan, küçücük bir gruba; bu kadar gaddarca saldırı yapıp galip geldiğini, başardığını, istediği sonucu aldığını düşünürken; aslında büyük mağlubiyetin altına imza atmıştır. O gün itibariyle galibiyet gibi göründü; fakat bugün baktığımızda İsrail'in en büyük kayıplarından biridir ki kendileri de bunu değişik vesilelerle dillendiriyorlar. Biz de dernek olarak peşindeyiz. alınan bu başarılı sonucu pekiştirecek çalışmalar yapacağız; ama sadece izlesek bile o gün yaşanan olayların sonuçlarını belki bir 10 sene sonra daha iyi göreceğiz. Mavi Marmara meselesinde biz öyle inanıyoruz ki; geçen iki sene zarfında eksik kalan, hatalı olanlar varsa; onları biz yaptık, bizim hatalarımız; ama olumlu görünen başarıların hepsi Allah'tandır kesinlikle. Burada Allah'ın bir muradı var ve İnşallah o gerçekleşiyor.
 
***Örneğin bu sabah İsrail'in Kanser Bombası kullandığını okuduk gazetelerde.
İsrail’in orada kullandığı tespit edilmiş, bilimsel sonuçları elimizde olan, fosfor ve kimyasal silahlar var. 2008 yılında ki savaşta ölen 1500 insan ve 5000 üzerinde yaralı var. En son 2008, Gazzelilerin Furkan Savaşı dediği, İsrail’in “Dökme Kurşun”  diye isimlendirdiği saldırılarda ölenlerin neredeyse tamamına yakınının eline silah almamış çocuk, kadın, yaşlı ve sivil halk olduğunu herkes biliyor. Kullanılan silahlar dünyada herkesin gözü önünde kullanıldı.
 
***Bu sonuca bakınca Mavi Marmara Filistin'in miladıdır diyebilir miyiz?
Bunu biz değil İsmail Haniye söylüyor. Sadece biz söylersek eksik kalır, bunu bu anlamda dünya söylüyor. Mavi Marmara, İhh genel başkanı Bülent Yıldırım'ın söylediği gibi turnusol görevi icra etti. Arka planında bir sürü entrikanın, filmin döndüğü bir tiyatronun perdelerini açtı ve dünyaya gösterdi. Öyle zannediyorum ki sadece Filistin’in değil; İnşallah dünyada çok şeyin miladı oldu. Türkiye, Mısır, Libya ,inşallah Suriye bütün mazlum coğrafya için söylenebilir bu durum.
 
***Bize kısaca olay anını Mavi Marmara saldırısını anlatabilir misiniz?
Mavi Marmara’nın defalarca söylediği gibi; insani yardım amaçlı gidiyoruz söylemi var. Silah kullanmayacağız ama gemiye de Siyonist israil’i çıkartmayacağız, kimseyi teslim etmeyeceğiz. Oradaki ambargonun hukuksuz olduğunu insanlık dışı olduğunu bizzat düşündüğümüz için bu yola çıktık. Ayrıca herhangi bir gücün bu konvoyu durdurmak için onlarca yolu vardı. Yani gemiye sabotaj yapılır, pervanesine ağ atılır bin türlü yöntemi var bunun. Ama bunların hepsinin dışında bir yol seçilmiştir. Bu resmen Uluslar arası sularda gerçekleşmiş bir terördür ve bize yapılan iddiaların hemen hepsi yalandır. Yani "biz sadece müdahale edip gemiye çıkartma yaptık, bize direniş oldu, bize karşı silah kullanıldı ve biz sadece kendimizi savunduk" gibi. İlk yaralananlardan biri Uğur Süleyman Abidir ve onun yanındaki bir kardeşimizdir. Bunlar direk zodyaklarla gemiye çıkmak isteyen ekipler tarafından değil, karşıda duran fırkateynde ki keskin nişancılar tarafından vurulmuştur. Yani ilk saldırı mermi kullanılarak İsrail tarafından yapılmıştır. Zaten biz gemiye çıkartmayacağımızı söyledik. Şimdi diyorlar ki "Bize silah kullanıldı". Oradaki arkadaşlarımız tarafından boğuşma anında 3 tane İsrail askerinin silahları elinden alındı. Bu 3 tane otomatik silah demek. Belki onlarca el bombası, özel komando oldukları için bir sürü teçhizat demek. Bunların hiç biri kullanılmamış ve denize atılmıştır arkadaşlarımız tarafından. Bu tam anlamıyla Siyonist israilin yalanlarını ortaya çıkaran ve bizim niyetimizi delillendiren bir durumdur.
 
***İsrail Genel Kurmay Başkanı Gavriel Ashkenazi'nin olay anında gemide olduğu söylentisi vardı. Doğru mudur?
Genel Kurmay Başkanının olay sırasında tespit için gemiye geldiği söyleniyor, dava konusunda da geçti bu. Bu saldırı tamamıyla farklı yöntemler dururken terör anlamına gelecek, orantısız ve bilinçli bir saldırıdır. Dünyanın hangi bölgesi Filistin ile ilgilendiyse sadece taraf olarak ilgilenmiştir. Örneğin İngiltere tarafından yahudilerin oraya getirilmesi gibi. O topraklara huzur sadece Müslümanlar hâkim olduğu dönemlerde, Hz. Ömer döneminde, Mescid-i Aksa'nın fatihi aslen kürt olan Selahattin Eyyub-i döneminde gelmiştir. Bu dönemler haricinde kargaşa var, bir tarafın diğer tarafa zulmü var. Şimdi o coğrafya ile Türkiye'nin ilgilenmesi demek, dünyanın "Evet burada gerçekten bir zulüm var ki Türkiye oraya gidiyor" anlamı taşıyor. siyonist israilin tüm argümanlarını elinden alıyor. Türkiye'nin tarihini incelediğimiz zaman, adaletin ve mazlumun yanında durmanın beşiği olmuştur. Türkiye'nin Filistin ile ilgilenmesinden çıkan bu sonuç, Siyonist İsrail açısından bir nevi travmadır. Bu olaylara bakınca delirme noktasıdır. Bölgeye Türkiye'nin inmesini ve kaybedeceklerini düşündükleri için "Dur" anlamındaydı. Akdeniz’de şu an resmen bir korsanlık hüküm sürüyor. Bizden sonrada bir sürü gemiye el konuldu, alıkonuldu. İsrail’in saldırıyla bizden çok başka merkezlere de mesaj gönderdiğini düşünüyorum. Şunu biliyoruz: İsrail bu saldırıyla o an kendi istediğini yapmış gibi görünse de mağlubiyete imza atmıştır, ileride bunu daha net göreceğiz.
 
***Bu saldırının olacağını şehitler, gaziler ve sizler tahmin ediyor muydunuz? 
İsrail’in tarihinde ölçü, insaf, mizan, mantık görülmüyor. Tahmin edilmez bir durum denilemez. Fakat biz şuna çok güveniyorduk; hep beyan ettik biz sivil bir grubuz, insani yardım götürüyoruz, BM ye çağrılar yaptık “gelin gemide olun gözlemcilerle takip edin”. Biz dünyayı bu işe dâhil ettiğimiz için İsrail’in bu kadar pervasız olabileceği ihtimalini az görüyorduk, şu boyutlarıyla saldırı beklenen bir şey değildi. En azından İsrail’in dünyaya karşı bu kadar rahat olabileceğini düşünmüyorduk.
 
***Mavi Marmara gemisinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Gemi tekrar hareket etmeli midir?
İhtiyaç olduğunda hareket edecektir, kimsenin şüphesi olmasın. İkinci kez filo yola çıkacaktı ve Mavi Marmara içindeydi bu filonun. Oradan bile yola çıkarsak Siyonist İsrail’in aslında saldırılarla bizi korkutamadığını ortaya koyabiliriz. Saldırı olduğunda 6 gemi vardı, sonra ikinci kez filoya katılan toplam 15 gemi vardı. Organizasyon yapan kuruluş sayısı 6 iken 20’lere 23’lere çıktı. Fakat ne oldu süreçte? Biz teknik aksaklıklar ve Suriye'ye öncelik vereceğimizi söyleyerek Mavi Marmara’nın filoda olmayacağını söylediğimizde eleştirilerde aldık. Diğer gemiler de Yunanistan'ın İsrail’le kurduğu ilişkiler sebebiyle, Yunanistan’dan çıkamadılar. Yunanistan bu gemilerin önüne geçip limandan çıkışına izin vermemiştir. O gün biz yaptığımız istişareler sonucu gemimiz filoda olmayacak dediğimizde bazı arkadaşlar bizi anlayamadılar. Suriye hala ciddi bir durumdadır ve daha da kötüye gidiyor. Orayla ilgilenmenin Gazze ile ilgilenmek gibi olduğunu söyleyebiliriz. Bugün itibariyle 10 bine yakın sivil halk ölmüş ve sayıları bilinmeyen kayıp ve tutuklu insanlar var. Eğer ikinci konvoy engellenmese ve yola çıksaydı görülecekti, gemide yine bizim arkadaşlarımızda olacaktı. Mavi Marmara istişareler sonucu yola çıkmasa da arkadaşlarımız diğer gemilerdeydi. Eğer ihtiyaç olursa da Mavi Marmara yeniden yola çıkar, bundan hiç bir şekilde çekinmeyiz. Ayrıca bize değişik kesimlerden kimisi iyi niyetiyle kimisi art niyeti ile “ne işiniz vardı gazzede” diye soruyorlar. Filistinli ve gazzeli 500 den fazla şehit var Çanakkale de. Bu kardeşlerimizin Çanakkale de ne işi vardı ise , bizimde kardeşlik gereği o işimiz vardı gazzede diyoruz.
 
***Yunanistan gemilerin geçişlerine izin verseydi, İsrail yeniden bir saldırı yapar mıydı?
Yeniden yapar mıydı veya bu boyutta olur muydu her şey ihtimal dâhilinde; ama neticede ikinci çalışma gerçekleşebilseydi İsrail’in yaptığı haksızlıklardan çok daha geri adım attığını görecektik.
 
*** Davayla ilgili bir belirsizlik var. Dava sürecinde engelleme mi söz konusu? Dava Uluslararası mahkemelerde ne durumda?
Uluslararası hukuk anlamında avukat arkadaşlar çok çaba sarf ediyorlar. Türkiye'deki dava sürecinde belki yapabileceğimiz şeyler var iken açılmamış olması çok üzücü. Sürece baktığımızda sayın savcı dava açabilmek için isimler olması gerek dedi. Medyada da çıktı. 170 civarında isim( http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/09/26/mavi-marmarayi-basan-askerlere-internet-avi ) gündeme geldi. Sonraki aşamada bu kişilerin anne baba ismi ve doğum tarihi gibi bilgiler istendi. En son 36 kişinin anne baba adı ve dava açabilmesi için gerekli bilgiler temin edildi ve savcı beyin elinde şu an, bunu biliyoruz. Savcı beyin artık daha fazla beklememesini istiyoruz. Bir an önce açsın ki, bizden çok, birinci derece mağdur ve şehit ailelerinin yüreğine su serpilsin. Yaralı ve işini kaybeden arkadaşlarımız var. Tazminat anlamında ise hepimizin ortak görüşü şu; şehit Furkan Doğan'ın babası Ahmet Doğan’ın “İsrail’in bütün maddi varlığı benim Furkan'ımın tırnağı etmez” ifadesi. Hatta üzerinden 9 mermi çıkan bir arkadaşımız “1 milyon TL tazminat alsam, üzerine de ben 1 milyon koyup Gazze'ye vereceğim” diyor. Yani kimsenin maddi bir beklentisi yok. Ama İsrail’in yaptığı terörün bu yolla cezalandırılması anlamına gelir tazminat. Türkiye'deki davanında açılacağını ümit ediyoruz inşallah, bekliyoruz. Savcı bey artık davayı açmak zorundadır. İddianamenin hazırlanmış olması bir adımdır, devamını bekliyoruz. http://www.medyagundem.com/sabahtan-bir-habercilik-basarisi-daha/
 
*** Son olarak ilave etmek istediğiniz şeyler var mı?
Gemimiz limana çekildiğinde sorgu çadırları vardı. Her türlü hazırlığı yapmış, dünyaya duyurmuşlardı, zaten biz bunları alacağız diye. Sadece saldırı kısmını söylememişlerdi. Sonradan gündeme geldi, Siyonist yetkililer saldırıdan iki gün önce hastanelere haber verip, olağan üstü durumda beklemeleri talimatını vermiş. Bu da göstermektedir ki Siyonistler başından beri niyetlerini bozmuşlar. Gemideki şanlı direniş yüzünden saldırdık büyük bir yalandan ibaret. Orada bizi karşılayan, Türkçesi çok güzel insanlar vardı. Sorgulanan arkadaşların hepsine aynı hikâyeyi anlattılar dediler ki: " Tatil için gelmiştim, oğlum burada çalışıyordu, kızım üniversitede, buraya onu ziyarete gelmiştim. Benden rica ettiler, size tercüme yapmaya geldim" Biz bunlardan hatta gemiye saldıran askerin bile içinde olduğuna inanıyoruz. Türkiye'den giden insanlar bunlar. Türkiye'de yaşayıp bu saldırıda payı olan insanlar var. Bunların mutlaka incelenmesi lazım diye düşünüyoruz.

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.