Özür, Uluslararası Hukuk ve İsrail
Özür, Uluslararası Hukuk ve İsrail

Özür, Uluslararası Hukuk ve İsrail

27 Mart Çarsamba, 2013

Gökhan Albayrak

Özür ve Diplomasi

            Özür, yapılan haksız bir davranış sonucunda failin mağdura veya mağdurla birlikte kamuya haksız olduğunu kabul ettiğini belirttiği bir beyan veya davranıştır. Özür en başta insanın medeni bir fiilidir. Özür insanların günlük yaşamında sergilediği bir davranış olduğu gibi, devletler de diplomatik ilişkilerinde özüre başvururlar.[1] Özürün arkasında çeşitli saikler bulunabilir. Örneğin ilişkileri düzeltmek, imaj oluşturmak, ahlaki bir davranışta bulunmak, ekonomik ve siyasi bir yarar sağlamak, saldırı önlemek vb. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki özür ile dini bir terim olan tövbeyi, özürün manevi anlamı yönünden birbirine karıştırmamak lazımdır. Tövbe davranışın bir daha yapılmayacağı isteğini içerirken, özür sadece o fiil için geçerli olan bir fiildir. Bu yüzden özürden hemen sonra aynı tipte bir davranış, haksızlığını kabul eden bir devlet tarafından gerçekleştirilebilir.

            Özür diplomatik ilişkilerde hem mağdur tarafın kendisine yapılmasını istediği bir fiil, hem de haksız tarafın mağdur tarafa yöneltmekte olduğu bir diplomatik yoldur. Yani özür hem istenir hem de dilenir. Özür dilememek de bir diplomatik yoldur. U-2 krizinde ABD, Sovyetler Birliği’nin özür çağrısına olumsuz yanıt vermiştir ve bu durum dönemin iki süper gücü arasındaki Soğuk Savaşı daha da “soğutmuştur”. 3 Temmuz 1988 tarihinde ABD’nin bir füzesi ile düşen İran yolcu uçağı krizi sonrası ABD, yaklaşık 8 yıl sonra Uluslararası Adalet Divanı’nın önündeki mesele hakkında “üzüntüsünü” belirtmiş ve tazminat ödemişti.[2] Buradaki üzüntü ifadesini özür olarak yorumlayabiliriz. Bu tip özür ve özür dilememe fiilleri devletlerarası ilişkilerde çokça görülmektedir.

            Özürün sadece diplomasi açısından değil uluslararası hukuk açısından da önemi vardır. Özür, uluslararası hukukun kaynaklarından olan tek taraflı işlemler kategorisine girer ve “deklarasyon” şeklinde yapılır. Bu deklarasyon yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir, herhangi bir şekle tabi değildir. Uluslararası ilişkilerdeki güven ve iyiniyet ilkeleri tek taraflı işlemlerin bağlayıcı karakterde olması gereğini belirtir.[3]Özür ayrıca, üzerine daha fazla eğileceğimiz devletin sorumluluğu bağlamında da önem taşır.

 

Özür ve İsrail

            22 Mart 2013 tarihinde Netanyahu’nun Erdoğan’a Mavi Marmara olayı için özür beyanını iletmesini uluslararası hukuk bakımından ele almak mümkündür.[4] Ayrıca sıklıkla medyada dile getirildiği gibi bu özür İsrail devletinin ilk özür dileyişi değildir. Hatta Türkiye’ye yönelik de ilk özürü değildir. 2011 yılında İsrail, Mısır’ın sınır hattındaki askerlerinin vurulması dolayısıyla Mısır’dan özür dilemiştir.[5] 23 Ekim 2007 tarihinde dönemin İsrail başbakanı Ehud Olmert’in Londra’da Erdoğan ile yaptığı görüşmede İsrail uçaklarının Türk hava sahasını ihlali ve Türkiye ülkesinde bulunan yakıt tankları nedeniyle özür dilediği bilinmektedir.[6] Ayrıca yaklaşık 46 yıl önce 1967 yılında Altı Gün Savaşı’nda İsrail uçağının USS Liberty gemisini vurması sonrasında İsrail ABD’den özür dilemiş ve tazminat ödemişti.

 

Özür ve Mavi Marmara Krizi

           Mavi Marmara özürü için kriz yaratan olaya bakmak gerekir. Çünkü özür ile bağlantılı olarak devletin sorumluluğunu ortaya koyabilmemiz için İsrail’in fiilinin uluslararası hukuka aykırı bir fiil olup olmadığı önem taşır. 31 Mart 2010 tarihinde Özgür Gazze Hareketi ve İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Gazze’ye yardım için yola çıkan filosuna İsrail ordusu tarafından kıyıdan yaklaşık 70-80 mil açıkta açık denizde[7] müdahale edilmiş ve Mavi Marmara adlı Komor Adaları bayraklı gemide 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetmişti. Filonun amacı İsrail’in Gazze’ye karşı uyguladığı ablukayı kırmaktı. Açık denizde gemilerin seyrüsefer serbestisi bulunmaktadır. Bu kuralın istisnaları bulunmakla birlikte olay bu istisnalardan hiçbirine uymamaktadır. Ayrıca uluslararası hukukta karasularından bile zararsız geçiş hakkı bulunmaktadır. Olayda deniz ablukasının hukuki olup olmadığını bilmek gerekir. Gazze’ye karşı uygulanan deniz ablukası hukuki ise ablukayı kırmak isteyen gemilere müdahale de hukuki olabilir. TalihsizPalmer Raporu’nda deniz ablukası meşru müdafaaya dayandırılarak haklı çıkartılmaya çalışılmıştı.[8]Fakat abluka sadece uluslararası nitelikte çatışmanın olduğu durumda uygulanabilen bir harp metodudur.[9] İsrail ile Hamas arasında gerçekleşen çatışmalar ise uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalar kategorisine girer. Çünkü Hamas bir devlet silahlı kuvveti sayılamaz. Ayrıca İsrail tarafından olay sonrası ileri sürülen, askerlere yönelik saldırıya karşı silah kullanıldığı gerekçesi de hukukiliği sağlayan bir argüman değildir. Sapan ve sopaya karşı ateşli ve öldürücü silah!

            Tüm bunlar Mavi Marmara’da İsrail’in uluslararası hukuka aykırı fiilde bulunduğunu gösterir ve bu durum da İsrail devletinin sorumluluğuna yol açar. Devletin sorumluluğu çerçevesinde verilen zararın tümünün onarılması bir uluslararası hukuk yükümlülüğüdür.

 

Özür ve Sorumluluk

            Özür, devletin sorumluluğu söz konusu olduğunda verilen zararın onarımının bir biçimidir. Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2001 yılında hazırladığı “Uluslararası Hukuka Aykırı Fiilleri Dolayısıyla Devletin Sorumluluğu”[10] adlı belgede onarım çeşitleri olarak eski halin iadesi, tazminat ve tarziye gösterilmiştir. Özür dileme, tarziyenin yani manevi  tatminin bir alt şeklidir denebilir. Özürün şekli bakımından belgede yer alan 37. madde de belirtildiği gibi özürü dileyen devleti küçük düşürmemeli ve zararla orantılı olmalıdır. Yani İsrail’den kendisini küçük düşürecek bir özür beklemek hukuki değildir. Örneğin İsrail’in tüm dünyada canlı yayınlanan bir programda özür dilemesini bekleyemeyiz. Bunun yanında özür zararın eski hale iadesi veya tazmininin mümkün olmadığı durumlarda yapılır veya bu hallerle birlikte gerçekleştirilir.[11] Bunun anlamı İsrail’in olay bağlamında sadece özürü yeterli değildir. Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’nın 1928 yılında verdiği Chorzow Fabrikası Davası kararında belirttiği üzere onarım mümkün olduğu ölçüde uluslararası hukuka aykırı fiilin tüm sonuçlarını ortadan kaldıracak ölçüde olmalıdır.[12] İsrail zararın onarımı için dilediği özürün yanında tazminat yoluna başvurmalıdır. Ölenlerin ailelerinin ve yaralananların tüm zararlarının meblağı ölçüsünde mağdur devlet olan Türkiye’ye ödeme yapılmalıdır. Özür ile beraber böyle bir tazminatın verileceği basındaki haberlerden anlaşılmaktadır.

 

Sonuç

         İsrail’in özrünün siyasi alanda etkileri olacağı, büyük bir olasılıkla bu etkilerin Suriye sorunu ile bağlantıları olacağı söylenebilir. İsrail bölgede yalnız kalmıştı ve Arap Baharı ile gelişen sorunlara karşı bir hamle yapması gerekmekteydi. Bu siyasal durum uluslararası hukukun uygulanmasını da sağlamıştır diyebiliriz. Uygulanma, uluslararası hukukun en zayıf halkasıdır. Çünkü uygulanma iç hukuktaki gibi bir üst otoriteyi gerektirir. Uluslararası hukukta ise İsrail’in özüründe görüldüğü gibi uygulanmayı siyasi arenada oluşan bazı değişiklikler kolaylaştırabilir.

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.