Ortadoğu Ekseninde Türkiye-İsrail İlişkilerinde Son Durum
Ortadoğu Ekseninde Türkiye-İsrail İlişkilerinde Son Durum

20 Ağustos 2010, Cuma

 

Ortadoğu Ekseninde Türkiye-İsrail İlişkilerinde Son Durum

 

Tuba Aktaş

 

İsrail Devleti’nin var olduğu 1948’den günümüze kadar geçen süre içerisinde Türkiye ile olan ilişkilerine baktığımızda inişli çıkışlı bir seyrin hep var olduğunu görürüz. Aslında ilişkilerdeki bu zikzaklı durum çoğu zaman Filistin sorunuyla şekillenmiş ve iki müttefik ülke bu hassas noktada ilişkileri devam ettirmiştir. Zaten günümüze baktığımızda bu durumu görmek hiç de zor değildir. Son zamanlarda iki ülke arasında yaşanan gerginliklerin hep Filistin sorunundan kaynaklandığı bir gerçektir. 2009 Davos Krizi, ardından yaşanan Anadolu Kartalı Tatbikatı’nın iptali ve koltuk krizi… İki ülkenin yaşadığı bu gerginlikler temelde İsrail’in Ortadoğu’daki saldırgan tutumundan kaynaklanmıştır. 



Türkiye-İsrail arasında yaşanan son kriz, 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda İsrail askerleri tarafından yapılan saldırı olmuştur. Bu durum da yine bize ilişkilerin çoğunlukla Ortadoğu’daki bu sorundan kaynaklandığını bir kez daha göstermiştir. Türkiye, daima Ortadoğu’da barış ve istikrar için çaba göstermiş, bu açıdan hem Arap Dünyası hem de İsrail ile ilişkilerini aynı çatı altında çoğu zaman zorlukla götürmüştür. İsrail’in kabul edilemez bu tavrı, dünyanın hemen her bölgesinde tepki toplamış ve İsrail bu saldırgan tutumuyla dış politikada yalnız kalmıştır. 



Türkiye olayın ardından İsrail’in tutumunun aksine, uluslararası alanda ve hukuk kuralları içerisinde kalacağını ilan etmiştir. Ayrıca Türkiye bu durumu Türkiye-İsrail sorunu olarak yansıtmaktan kaçınarak uluslararası bir kriz haline getirmekle yerinde bir politika izlemiştir. Türkiye, hemen diplomatik faaliyetlere geçerek BM, ABD ve hatta NATO’yu devreye sokarak, İsrail’in savunduğunun aksine sorunun evrensel bir boyutu olduğunu ortaya koymuştur. BM’den kınama kararı ve ABD’den kararın ‘başbakanlık açıklaması’ olarak çıkması İsrail’i iyice köşeye sıkıştırmıştır. Türkiye’nin uluslararası soruşturma talebi Beyaz Saray’dan tepki görmüş, işin İsrail’e emanet edilmesi istenmiştir. Nitekim 9 Ağustos’ta Başbakan Benjamin Netanyahu’nun ifadesi ile başlayan İsrail Ulusal Komisyonu’ndaki soruşturma, Savunma Bakanı Ehud Barak ile Genelkurmay Başkanı Gabi Aşkenazi’nin de ifade vermesiyle sonuçlanmıştır. Ayrıca İsrail’in de kabul etmesiyle birlikte BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon konu hakkında uluslararası bir BM soruşturması da açılacağını duyurmuştur. İsrail ve Türkiye'den temsilcileri de içeren komisyon çalışmalarına 11 Ağustos’ta başlamıştır. Bilindiği gibi İsrail 2006’da Hizbullah’ın iki askerini kaçırması üzerine Lübnan’a bombalar yağdırmış, Batılı devletler bu durumu ‘İsrail’in kendini koruma ihtiyacı’ olarak nitelendirmişti. Fakat son yaşanan olaylar Batı’nın da İsrail’in saldırgan tutumunu meşru kılmadığını göstermiştir. İşte bütün bunlar İsrail’in artık hukukun üstünde olmadığını ve uluslararası alanda iyice yalnızlaştığı kanısını güçlendirmektedir. Bu süreci Türkiye başlatmıştır. Fakat şunu da belirtmekte fayda var ki İsrail karşıtı olmakla, İsrail politikalarına karşı olmak aynı şey değildir. Türkiye sert açıklamalarla İsrail’in tuzağına düşmemeli, haklılığını daima uluslararası hukuk alanında yani diplomatik çerçevede aramalıdır. Aksi takdirde Türkiye uluslararası sistemde elini kolunu bağlayan sorunların tartışmaya açılmasına zemin sağlayacak ve İsrail’in kendine haklılık payı çıkarmasına neden olacaktır. 



İsrail, bu saldırının uluslararası soruşturma komisyonu tarafından incelenmesini kabul etmekle Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme sürecine yönelik beklentilerini yinelemiş oldu. Ayrıca el koyduğu üç Türk gemisini de serbest bırakması bu sürece somut bir örnektir. İsrail açıkça ifade etmese bile Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz. Türkiye, Ortadoğu’daki barış sürecinin büyük bir aktörüdür. İsrail var olduğu günden bu yana Arap Dünyası ile çatışma halinde olmuş, yürüttüğü politikayı uluslararası alanda haklı kılmak için Türkiye’ye ihtiyaç duymuştur. Çünkü bu durum İsrail’in Müslümanlarla değil, Arap Dünyası ile sorunu olduğunu gösterecektir. Ayrıca Ortadoğu’daki bu karışık duruma arabuluculuk yapacak olan tek ülke Türkiye’dir. Nitekim Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin normalleşmesinin Ortadoğu barış görüşmeleri açısından önemli olduğunu belirtmiş, ardından Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Suriye-İsrail dolaylı barış görüşmelerine Türkiye dışında bir arabulucu kabul etmeyeceklerini, İsrail’in bu durumu kabul etmesi gerektiğini söylemiştir. İşte gerginliğin giderilmesi konusunda Suriye’den gelen bu uyarıyı İsrail’in göz ardı etmesi mümkün değildir. 



Öte yandan Türkiye için de İsrail’le olan ilişkileri hassas ve önemlidir. İlişkilerin inişli çıkışlı seyrine rağmen daima var olduğu su götürmez bir gerçektir. İki ülke arasındaki ticari, ekonomik, askeri ilişkiler hep süregelmiştir. 5 Ağustos’ta Amerikan New York Times gazetesi, İsrail-Türkiye ilişkilerinde yaşanan gerginliğe rağmen iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin canlılığını koruduğunu yazdı. Gazete, Türklerin kullandıkları cep telefonu, bilgisayar ve plazma televizyon gibi birçok ürün parçalarının İsrail’de üretildiğini, ancak Türklerin bunu bilmediğini vurgulamıştır. Yani iki tarafın da birbirine bağlı olduğu durumlar farklılık gösterse bile sonuç yine aynı: ‘Türk-İsrail ilişkilerinin devamlılığı’. 



Ayrıca Netanyahu’un 16 Ağustos’ta başladığı Atina gezisini de yeni müttefik arama çabalarına bağlayabiliriz. Bu ziyaret sırasında siyasi ve ticari ilişkilerin yanı sıra savunma alanında da temaslarda bulunulacak, bu durum en çok Yunanistan’a komşu olan ve şu dönemlerde İsrail’le gergin bir süreç yaşayan Türkiye’yi ilgilendirecektir. İsrail’in bu tutumu bir bakıma Türkiye’ye gözdağı olarak da nitelendirilebilir. Çünkü bu yolla İsrail’in Akdeniz’deki askeri tatbikatlarına yeni bir ülkenin yeşil ışık yakması sağlanabilir. 



İki ülke arasındaki gerginliğin ilişkileri nasıl etkileyeceği, bundan sonra ne olacağı konusunda tartışmalar devam etmektedir. Bu noktada ABD’nin, İsrail’i iknaya çalışacağını söyleyebiliriz. Zaten ABD’den yapılan açıklamalar Türk-İsrail ilişkilerinin, Filistin sorunu ve onun da sonucunda doğan Arap-İsrail sorununun onarımı için bir vasıta olacağı yönündedir. Hal böyle olunca İsrail ve ABD açısından Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu küçümsenemez. İsrail, yalnız kaldığı Ortadoğu’da Türkiye’yi çıkarlarına uygun bir müttefik olarak görse bile varoluş amacına yapılan herhangi bir müdahale karşısında tepkisiz kalmayacaktır. Demek istediğim İsrail için Türkiye her ne kadar önem arz etse bile bir o kadar da endişe vericidir. Bu noktada Arap yazarlarından Muhammed El Seyyad yazdığı bir yazıda Ankara’nın Ortadoğu macerasına sırtı açık girdiğini vurgulamış, iç politik sorunların kullanılarak Türkiye’nin Ortadoğu’da elinin kolunun bağlandığını vurgulamıştır. 



Sonuç olarak, Türkiye’nin Ortadoğu’daki barış ve istikrarın sağlanması konusundaki çabalarını bölge sorunlarına yaklaşımından anlayabiliriz. İsrail ile Türkiye arasında yaşanan krizin bölge açısından ciddi sonuçlarının olacağı, Ortadoğu dengelerini önemli oranda etkileyeceği aşikârdır. Önemli olan söz konusu krizden olumlu sonuçlar elde edebilmek ve böylece bölgede ihtiyaç duyulan istikrar ve barışa katkı sağlamaktır. 


 

 
 

Tuba Aktaş

 
 

20 Ağustos 2010, Cuma

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.