Operasyon Kudüs
Operasyon Kudüs
08 Ağustos 2016 Pazartesi

Operasyon Kudüs

 

Hayfa’nın kuzeydoğusunda kalan Golan tepelerine yakın bir yerde bulunan küçük bir çölün yirmi beş metre altındaki gizli bir karargâhta hareketli saatler yaşanıyordu.   
Karargâh sorumlusu Albay Samuel Beinstein, Türkiye’den hareket eden ve tam on üç saat sonra bölgeye ulaşacağı hesaplanan Filistin’e yardım gemilerine müdahale edecek olan ekibe katılacak özel ajanları seçme telaşı içindeydi. Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen emre göre, her türlü uyarıya rağmen herhangi bir şekilde rotalarını değiştirmeye yanaşmayan bu yardım gemilerine sabaha karşı müdahale edilecekti.   


Yer altındaki bu karargâhın bulunduğu çölün resmi bir ismi yoktu, haritalarda gözükmüyordu ve yalnızca Mossad’ın bazı önemli isimleri tarafından biliniyordu.


Karargâh, uydular tarafından yerinin tespit edilmemesi ve tespiti durumunda düzenlenmesi muhtemel herhangi bir saldırı karşısında zarar görmemesi için özellikle yerin altında inşa edilmiş ve İsrail’in kurulduğu günden beri göreve gelen hükümetlerden ve bu hükümetlerin başbakanlarından bile gizli tutulmuştu. Karargâhtan Hayfa’ya kadar uzanan gizli yer altı tünelleri vardı. Bu tüneller, iki adet büyük kamyonun yan yana durabileceği genişlikteydi ve yine pek az kimsenin bildiği bir yerlere çıkıyordu. 


İsrail’in kurulmasından önce Irgun, Stern ve Haganah gibi Yahudi terör örgütleri tarafından merkez olarak kullanılan karargâh, özel operasyon ve küresel çapta ses getiren büyük suikastları düzenleyen yetenekli militanların yetiştirildiği bir eğitim kampı olarak kullanılıyordu. 


Albay Beinstein önündeki dosyaları karıştırıyor, operasyonda görevlendirilecek ajanların seçiminde herhangi bir hata yapmamak için titizlikle özgeçmişleri inceliyordu.


Ajanların operasyon sırasında herhangi bir hata yapmamaları gerekiyordu. Yardım gemilerinde bulunan Türkler hakkındaki istihbarat raporlarından hareketle belirlenen bazı isimleri ‘kaza ile’ öldürmeyi başaracak olanları seçerken dikkatli olmalıydı. Cinayetleri işleyecek olanlar profesyonelce davranmalı, geride, katliamın kasten yapıldığına dair bir işaret bırakılmamalıydı. 
Albay, yanında dikilmekte olan eğitim sorumlusu Yüzbaşı Menahem Zieldmann’a sordu:
“Yüzbaşı, sen bu adamların eğitmenisin, gemi baskını için hangilerini önerirsin?”
“Efendim C-1, J-5, B-9, L-7 ve L-9 bana sorarsanız bu iş için biçilmiş kaftandırlar.”


İsimsiz bir çölün ortasındaki gizli karargâhta eğitim gören ve özel görevler için hazırlanan ajanlar insan isimleri ile değil, harf ve rakamlar ile kodlanıyorlardı. Aylar süren zorlu eğitimlerle insan olmaktan çıkarılarak adeta birer robota, acımasız birer ölüm makinesine çevrilen bu insanlar, herhangi bir isim ve kimlik bilgisine sahip değildiler. Herhangi bir sosyal ilişkileri yoktu. Kimse tarafından tanınmıyor ve bilinmiyorlardı. Yaşamalarının temel anlamı, kendilerine öğretildiğine göre, büyük İsrail’in kurulma sürecinde kendilerini Yahudi tanrısına adamış olan kutsal Yahudilerin yaşamlarını güvenli hale getirmekti. Bundan dolayı mevcut değildiler. Varlıkları, Yahudilerin yaşamı ve Yahudi vatanının güvenliği bağlamında anlam kazanıyordu. Bunun dışında hepsi birer koddan ibarettiler.


Yüzbaşı anlatmaya devam ediyordu:  
“Hepsi yakın dövüş uzmanı olmanın yanında, özel olarak suikast için eğitilmişlerdir. Günlerce yemek yemeden ve su içmeden yaşayabilecek dayanıklılığa sahiptirler. Hepsinin en az üç suikast tecrübesi var, daha önceki işlerinde herhangi bir şekilde arkalarında iz bırakmamayı ve deşifre olmamayı başardılar. C-1 ve J-5’in özel sabotaj tecrübeleri de var. Daha önce Türkiye’de ve Kuzey Irak’ta başarılı işler yaptılar.”
Albay, eliyle yüzbaşıyı susturdu.


“Tamam Menahem, bu kadar bilgi yeter. Bu ajanlardan üç tanesinin derhal hazırlanmasını istiyorum. Onlara söyle, gerekirse İsrail’in yüce menfaatleri için emirlere itaatsizlikten ve kasten cinayet işlemekten yargılanıp hapse mahkum edilebilirler. Bu işin bütün sorumluluğu da sana ait, herhangi bir sorun olduğu takdirde ipi çekilecek ilk kişilerden biri de sen olursun, ona göre…”
Albay Beinstein sustu. Masanın üzerindeki sigara paketinden bir tane alarak seri hareketlerle yaktı. Sigarasından derin bir nefes çektikten sonra devam etti:
“Bu operasyon çok önemli Yüzbaşı! Herhangi bir başarısızlık kesinlikle hoş görülmeyecek, hem benim hem de senin kellen bu operasyona bağlı. Şimdiye kadar birçok operasyon düzenledik ve çoğunda başarılı olduk. Ama bu seferki farklı, çünkü bütün dünyanın gözü üzerimizde ve devletimizin kurulduğu ilk günden beri bize destek veren Türkiye ile bütün ilişkilerimizin muhtemelen bir daha düzelmemek üzere kopmasına neden olacak. Başarısız olmamız durumunda İsrail’in prestiji büyük yara alabilir. Bu durumda da sanıyorum başımıza neler geleceğini sana hatırlatmama gerek yok.”


Yüzbaşı, Albay’ın dediklerini iyi anlıyordu. 
Verilen görevlerde başarısız olan birçok arkadaşını bizzat kendisi öldürmemiş miydi? Kendisi de aynı şekilde bu dünyadan ayrılabilirdi. Kendisinden geriye, törenle ailesine verilecek olan bir üstün hizmet madalyasından başka da bir şey kalmazdı. 
Ürperdi. 
“Derhal gerekli hazırlıkları yapıyorum efendim. Ajanlarımızın üzerlerine düşen görevi başarıyla yerine getireceklerine emin olabilirsiniz.” 
Albaya sert bir selam çakarak nizami adımlarda odadan çıkan yüzbaşı, uzun ve kasvetli koridorda yüz metre kadar yürüdükten sonra, demir bir kapıdan içeri girdi. 
İçeride bulunan beş genç adam birden ayağa fırlayarak yüzbaşıyı selamladılar. 
Oturmalarını işaret etti.


Teker teker hepsinin yüzüne bakan yüzbaşı gururlandı. 
Sert bakışlı bu genç adamların, istenilen her şekilde programlanabilecek bu ölüm makinelerinin kendilerine emredilen her şeyi duraksamadan yerine getireceklerinden hiçbir kuşkusu yoktu. Hepsi de başarılı ajanlardı. Mossad’ın, kimsenin bilmediği özel bir birimi tarafından Avrupa’daki Yahudi çocukları arasından seçilerek burada eğitilen bu yetenekli militanlar, hayatlarını büyük İsrail ülküsüne adadıklarının bilincindeydiler. Daha önce birçok görevden alınlarının akıyla çıkmışlardı. 
Emindi, yeni görevlerinin de üstesinden geleceklerdi. 
Yüzbaşıdan, heyecan içinde yeni görevlerinin ne olacağını öğrenmek isteyen ölüm makineleri, merakla amirlerine bakıyorlardı.     


“C-1, J-5 ve L-7, yeni görev için siz seçildiniz. B-9 ve L-9, siz ise koğuşlarınıza geri dönebilirsiniz. Seçilmiş arkadaşların yeni görevi, Filistin’e yardım götürmek üzere Türkiye’den yola çıkan gemilere yapılacak olan baskın sırasında, belirli hedeflerin yok edilmesi olacak.”
Yüzbaşı biraz soluklandı. B-9 ile L-9’un üzgün bir şekilde odadan çıkmasını bekledikten sonra ajanlara bilgi vermeye devam etti:


“Hedeflerle ilgili bilgileri, özel şifrelerinizle bilgisayar sistemimize girerek edinebilirsiniz. Yok edilecek hedefler çok tehlikeli, silahlı olma ihtimalleri çok yüksek, çok dikkatli olmak zorundasınız. Silahlarınızı kullanırken profesyonelce davranın, muhtemelen operasyon uluslararası bir krize neden olacak. Bu krizden yakayı sıyırabilmemizin tek yolu var: o da sizin işinizi çok temiz yapmanız. Operasyon sırasında hava kuvvetlerinden bir askeri birliğin içinde olacaksınız.”
Yüzbaşı anlattıklarının karşısındakiler üzerinde nasıl bir etki bıraktığını anlamak ister gibi teker teker yüzlerine baktı. 
Heyecanlanmışlardı.


Aylardır pineklemekten canları sıkılan bu genç adamların heyecanını anlıyordu. Kendisi de aynı duyguları yaşamıştı defalarca. Her operasyon haberi bayram gibi olurdu. Öldürmenin bağımlılık yaptığını kendinden biliyordu. Özel operasyonlar için yetiştirilmiş bir ajanın birkaç ay boyunca kan dökmeden pineklemesinin ne kadar da kötü bir şey olduğunu bilmeseydi, karşısında oturan kana susamış öğrencilerinin heyecanını tuhaf karşılardı belki, ama biliyordu ve onları çok iyi anlıyordu. 
Gülümsedi.


“Hedeflerinizi, tuzağa düşürülmüş zavallı havacıların can havliyle kendilerini koruma refleksi göstererek kaza ile masum insanları öldürme hatasına düşmeleri ile yok edeceksiniz. Kimse sizin profesyonel katiller olduğunuzu anlamamalı. En ufak bir hata durumunda zaten profesyonel maktuller olacağınızı da biliyorsunuz. Şimdi derhal hazırlanın, tam iki saat sonra karargâhtan ayrılacaksınız.”


İki saat sonra meçhul karargâhtan ayrılan bir askeri cemse, içerisinde üç ajan ve özel mühimmatlarla birlikte, Hayfa’ya uzanan tünelde hızla yol alıyordu.  

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.