MAVİ MARMARA SALDIRISININ İNSANLIĞA KARŞI SUÇ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
MAVİ MARMARA SALDIRISININ  İNSANLIĞA KARŞI SUÇ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

MAVİ MARMARA SALDIRISININ

İNSANLIĞA KARŞI SUÇ (TCK. m. 77) BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

 

A) ULUSLARARASI SUÇLAR

           

         “Uluslararası suçlar” kavramı, uluslararası hukuka aykırı olan ve uluslararası sözleşmelerle kovuşturulması kabul edilen suçları içinde barındırmaktadır. Uluslararası hukuk suçları dört grup halinde sınıflandırılmıştır. Bunlar; soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırganlık suçudur. Bahse konu bu suçlar, ırk, din ve dil ayrımı olmadan insan vicdanını bir bütün olarak ilgilendirdiğinden ulusal ve uluslararası hukuk sistemlerinde bu suçların cezasız kalmasının önüne geçmek adına kesin düzenlemeler getirilmiştir.

 

Uluslararası hukuk suçlarında failin işlemiş olduğu fiiller, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunda yer alan bir normu da ihlal eder. Dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ nin de bu suçlar bakımından cezalandırma yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle uluslararası hukuk normları bakımından Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü; TCK 76. ve 77. maddelerinin Türk yargı erklerince uygulanmasında başvurulacak ilk ve en önemli kaynaktır.

 

B) İNSANLIĞA KARŞI SUÇ (TCK. m. 77)

 

1. Genel Açıklamalar

 

      İnsanlığa karşı suçların tanımı ilk defa Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Statüsünde (md. 6/c) yer almıştır. İnsanlığa karşı suçlar, uluslararası teamül hukukuna göre de, cezai sorumluluğu gerektirmektedir. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi  Statüsü (md. 5) ile Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü (md. 3) de uluslararası teamül hukukuna göre insanlığa karşı suçların cezalandırılabilirliğinden hareket etmektedir. UCM Roma Statüsü md. 7 ise insanlığa karşı suç oluşturan fiilleri ve tanımlarını içeren kapsamlı bir düzenleme getirmiştir. TCK 77’ de suç; “(1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:

a) Kasten öldürme.

b) Kasten yaralama.

c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.

d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.

e) Bilimsel deneylere tâbi kılma.

f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.

g) Zorla hamile bırakma.

h) Zorla fuhşa sevk etme.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.” şeklinde tanımlanmıştır.

 

2. Mavi Marmara’ da insanlığa karşı suç

           

            Dünyanın 33 farklı ülkesinden bir araya gelen insan hakları aktivistleri ve yardım gönüllülerinin bulunduğu, donatanı, sahibi ve işleteni Türk Vatandaşı (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) olan, “Mavi Marmara” gemisi ve dünyanın değişik ülkelerinden gelen 6 ayrı gemiden oluşan filo, 28 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ ye insani yardım ulaştırma ve “illegal olduğu BM raporları ile sabit olduğu halde İsrail’ in tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’ ye uyguladığı insanlıkdışı ambargoyu kırma” siyasi ve felsefi saiki ile yola çıkmıştır. Gemilerin uluslararası sularda ilerlediği 31 Mayıs 2010 sabahı saat 04.00-04.30 sularında İsrail helikopterlerinden ve hücum botlarından gemiye inen silahlı askerler, gemi içerisinde bulunan savunmasız ve silahsız insanların üzerlerine rastgele ateş açmışlardır. Bu saldırıda 9 kişi hayatını kaybetmiş, 56 kişi yaralanmıştır. Gemilerde bulunan tüm yolcular ve mürettebat, silah zoruyla Ashdod Limanına götürülerek hapsedilmiş, “İsrail’e illegal yollardan girmekle” suçlanan yolcuların rızaları hilafına fotoğrafları çekilmiş, parmak izi alınmış ve ayrıca bazı yolculardan tükürük, kan ve saç örneği alınmıştır. Yolcuların şahsi eşyaları yağmalanmış, ayrıca filoda bulunan gemiler ve yükleri de müdahaleyi yapan İsrailli yetkililer tarafından gasp edilmiştir.

 

            Bu saldırı, sonuçları itibariyle uluslararası kamuoyunda yarattığı etki dolayısıyla, ulusal ve uluslararası ölçekte araştırmalara ve raporlara konu olmuştur. Bu bağlamda, öncelikle, “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi-Uluslararası Vaka İnceleme Heyeti 27.09.2010 tarihli A/HRC/15/21 sayılı rapor” saldırının hukuki mahiyetinin anlaşılması ve yaşanılan insanlık dışı muamelelerin tarihe not düşülmesi bakımından son derece tarafsız ve önemli bir metin olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim BM Genel Kurulu; 1 red oyuyla, oy çokluğu ile bu raporu resmen kabul etmiştir. Bunun yanında, İsrailli yetkililer kendileri üzerinde oluşan ağır baskıdan kurtulmak adına Ocak 2011 tarihinde Jacob Turkel başkanlığında bir komisyon oluşturup bu komisyona rapor hazırlatmıştır. Oluşturulan bu komisyon, başkan Jacob Turkel başta olmak üzere, uzun yıllar İsrail’ de değişik kamu kuruluşlarında ve özel kuruluşlarda çalışmış, İsrail Devleti’ ne sadık üyeler topluluğundan oluşmaktadır. Ancak bu haliyle bile adı geçen rapor, İsrailli yetkililerin tutumunu ve İsrail askeri gücü(IDF) tarafından saldırı esnasında ağır silahlar kullanıldığını ve bunun hiçbir meşru zemine dayandırılamadığını göstermektedir. Bahse konu raporlarda, saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında ve İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/264 E. dava dosyasında yer alan ifadeler, belgeler vb. tüm deliller, saldırıda TCK m. 77’ de düzenlenen, “insanlığa karşı suç” un unsurlarının tam anlamıyla yer aldığını açıkça gözler önüne sermektedir.

 

 

 

2.1. Fail-Mağdur

 

            “İnsanlığa karşı suç”un faili, herhangi bir kimse olabilir.

 

            Mağdur, sivil nüfustur. Buradaki sivil nüfus, uluslararası hukuk normlarına göre, savaşçı statüsüne sahip olmayan herkesi kapsar. Mavi Marmara gemisinde ve filoda yer alan diğer gemilerde dünyanın 33 farklı ülkesinden 800’ e yakın insan hakları aktivisti bir araya gelmiş ve bu insanlar siyasi ve insani bir amaç etrafında birleşmiştir. Gemideki insani yardım gönüllülerinin tamamı, gemilere binişlerinde ve tüm yolculuk esnasında yapılan detaylı kontrollerden geçmiş, üzerlerinde hiçbir silah ya da benzeri materyal bulunmayan savunmasız, sivil insanlardan oluşmaktaydı.

 

BM İnsan Hakları Konseyi tarafından hazırlanan raporun 116 numaralı kısmında bu hususa ilişkin olarak “Heyet, yolcuların ateşli silah kullandıklarına ya da gemide herhangi bir ateşli silah bulunduğuna dair herhangi bir delile ulaşamamıştır. İsrail otoriteleri, saldırıya katılan askerlerde herhangi bir ateşli silah yarası olup olmadığıyla ilgili tıbbi raporları ya da teyitli başka bilgileri, müteaddit taleplere rağmen, Heyet’ e iletmemişlerdir. Geminin alt güvertelerine alınan üç asker, doktorlar tarafından muayene edilmiş ve askerlerde herhangi bir ateşli silah yaralanması tespit edilmemiştir. Heyet’ in tespitlerine göre, İsrail’ in ateşli silah kullanıldığı iddiaları çok tutarsız ve çelişiktir ve nihayetinde Heyet, İsrail’ in bu iddiasını reddetmek durumunda kalmıştır.” şeklinde açıklamalar yer almaktadır. Bu bağlamda, gemilerde yer alan insanların kanunda tanımlanmış sivil nüfus kriterini taşıdığı, tereddüde mahal vermeyecek kadar açıktır.

 

2.1. Suçun Maddi Unsurları

 

2.1.1. Bir Plan Doğrultusunda Sistemli Olarak İşlemek

 

TCK md. 77/1’ e göre, insanlığa karşı suç oluşturan fiiller “bir plan doğrultusunda sistemli olarak” işlenmiş olmalıdır.

 

UCM Statüsü md. 7/1’ de ise, insanlığa karşı suçları, “herhangi bir sivil halka karşı yapılan yaygın veya sistematik bir saldırının parçasını oluşturan ve saldırının varlığı bilinerek işlenen” ve bu maddede sayılan fiiller oluşturmaktadır. Özellikle suç kurbanlarının çokluğu, saldırının yaygın olduğunu gösterir. Saldırının sistematik olması ise, her bir fiilin daha önceden mevcut bir plan takip ederek işlenmesini ifade etmektedir.

 

            Turkel Komisyonu raporunda Sayfa 119’ da yer alan 117. numaralı paragrafta;  operasyonun IDF tarafından Gazze’ ye gitmeye çalışan filo ile mücadele etmek için politik kademelenme gereği Başbakan ve Savunma Bakanı tarafından kabul edildiği, belirtilmektedir.

Sayfa 248-249’ da yer alan 214. numaralı paragrafta; helikopterle gemiye ilk olarak inen askerlerin ifadelerinde İHH aktivistlerinin sayıca kendilerinden üstün olduğu ve ellerinde çeşitli silahlarla askerleri bekledikleri; oysa askerlerin böyle bir senaryoyla karşılaşacaklarını tahmin etmedikleri ve daha düşük bir şiddetle karşılaşacaklarını umdukları belirtilmektedir. Askerlerin bu sebeple de ilk olarak yarı-öldürücü silahlar, örneğin paintball silahları, beanbag kurşunları ve ikincil olarak ateşli silahlar, örneğin tüfekler ve tabancalar kullanmak üzere donatıldıkları belirtilmektedir. Askerlerin ifadelerinde değindikleri üçüncü önemli nokta ise, yarı-öldürücü silahların kullanımının öncelikli oluşunun ve öldürücü silahların ikincil kullanılması gerektiğinin emir komuta zinciriyle tek tek her askere usulünce aktarılmış olduğudur.

            Ancak BM İnsan Hakları Konseyi tarafından hazırlanan raporun 170 numaralı kısmında bu konuya ilişkin, yer alan “En azından altı yolcunun öldürülmesinin şartlarına bakıldığında kanunsuz, keyfî ve yargısız infaz tanımlamasının bütün özellikleri görülmektedir. Furkan Doğan ve İbrahim Bilgen, üst güvertede yaralı olarak yerde yatarken yakın mesafeden vurulmuşlardır. Köprü güvertesinde vurulan Cevdet Kılıçlar, Cengiz Akyüz, Cengiz Songür ve Çetin Topçuoğlu İsrail askerlerine yönelik bir tehdit oluşturacak eylemler içinde değillerdi.” şeklindeki ifadeler somut gerçeğin askerlerin anlattıklarıyla tamamen çeliştiğinin görülmesi açısından dikkat çekicidir. Bunun yanında askerlerin Turkel Komisyonuna verdikleri ifadede, emir komuta zinciriyle tek tek her askerin bu operasyon konusunda bilgilendirilmiş olmasına dair beyanları saldırının bir plan dahilinde icra edildiğinin açık göstergesidir.

           

            Mavi Marmara saldırısına ilişkin İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/264 E. nolu dosya üzerinden devam eden davanın 06.11.2012 tarihli duruşmasında ifade veren Amerikan ordusundan emekli albay ve ayrıca eski Amerikan diplomatı, Müşteki, Mary Ann Wright, ifadesinde; “Ben geminin ön kısmını aslında görebildim ve bir noktada iki tane helikopterin o yöne doğru geldiğini gördüm, altı tane gemi vardı ve hepsine doğru komando botlarının geldiklerini gördüm, yani ufukta da bir sürü geminin varlığını görebiliyorduk, ışıklarını, çok sonra duyduk ki denizaltı da varmış orada, helikopter harici uçaklarda varmış orada, en az 20 tane geminin ufak komando botlarından hariç olmak üzere olduklarını düşünüyorum, sanki bütün ordu donanma oradaydı, o altı gemi için görünen buydu, askeri strateji açısından baktığınızda ben 20 yıl bunun içindeydim, yani bir gemiyi durdurmanın çıkıp da insanların üzerine ateş etmek dışında bir sürü yolu vardır durdurmanın, şiddet kullanmadan durdurma yöntemleri vardır.”

           

            İsrail’ de askerlik yapmış, musevi, Müşteki, Dror Feiler, “şu konuya vurgu yapmak isterim, ben önce askerdim, gerçek mermi ile gerçek olmayan mermi arasındaki farkı biliyorum, bunlar gerçek mermi idi, bu ateşlemeler henüz İsrail askerlerinden hiç biri henüz gemiye binmemişken başlatılan ateşlemelerdi, yani anladığım kadarıyla amaçları o gemide duran kenarda duran kişileri ve o ışıkları temizlemekti, yok etmekti.” şeklindeki beyanları ile İsrail silahlı kuvvetlerinin bilinçli bir plan dahilinde, ağır silahlı askerler, helikopterler, fırkateynler ve denizaltları ile yok etme amaçlı, bu operasyonu düzenlediğini açıkça göstermektedir.

           

            Kaldı ki, dönemin İsrail Genelkurmay başkanı Gabi Ashkenazi, Turkel Komisyonu raporunda Sayfa 164’ de yer alan 132 numaralı paragrafta; “Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi komisyona verdiği ifadesinde gemiye inen askerlerin ve komando güçlerinin yaklaşık 15 dakika sonra 3 askerin eksik olduğunu tespit ettiğini söylemiş ve bu durumu, kendileri için önceden bilmeleri gereken bir ders olarak nitelemiştir.” şeklindeki ifadeler ve saldırının ardından İsrail medyasına vermiş olduğu beyanatlarda; yapılanların bir planın icrası dahilinde olduğunu defaatle belirtmiştir. Özellikle bir kısım İsrail medyası tarafından da operasyonun iyi hazırlanılmamış bir plan dolayısıyla, bu şekilde neticelendiği yönünde eleştirilerde bulunulmuştur. 

 

            Bu bağlamda son derece önemli bir husus; İsrail’ de bazı hastanelerin Mavi Marmara saldırısından önceki gün, İsrail askeri güçleri tarafından teyakkuza geçirildiği ve saldırı öncesinde hazırlıklı olmaları talebiyle kendileri ile sözleşmeler yapıldığı, ancak bu sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi ve gerekli ödemelerin yapılmaması nedeniyle, İsrail Savunma Bakanlığına karşı dava açıldığı öğrenilmiştir. Saldırıdan 1 yıl kadar sonra ortaya çıkan ve İsrail Medyasında da yer alan bu haberler de İsrail’ de saldırı öncesinde hazırlıklar olduğunu ve saldırının plan doğrultusunda gerçekleştiğini açıkça göstermektedir.

           

            Yine bu hususa ilişkin belirtilmesi gereken bir diğer husus; Mavi Marmara saldırısından önce, İsrail üst düzey askeri yetkililerinin kararı ile operasyona katılan askerlerin tatbikat yapması ( gemiye müdahaleye yönelik) ve hapishanelerin de olay öncesi hazırlanması ve teyakkuza geçirilmesidir. Bu durum da operasyonun bir plan doğrultusunda yapıldığını ve gemide bulunanların tutuklanacağının ve alıkonulacağının öngörüldüğünü açıkça göstermektedir.

 

2.1.2. Saldırının Toplumun Bir Kesimine Yönelik Olması

 

TCK m. 77/1’ e göre insanlığa karşı suç oluşturan fiiller “toplumun bir kesimine karşı” işlenmiş olmalıdır. UCM Statüsünde ise, insanlığa karşı suçlar “sivil halka yönelik bir saldırının parçası” olmalıdır. Bunun anlamı, suçun doğrudan bireyleri hedef almamış olması, sivil halka karşı işlenmesidir. Ancak, bir devletin veya bir bölgenin bütün halkının saldırının hedefi olması gerekmez. Bu koşul, suçun kollektif özelliğini vurgulamakta ve böylece doğrudan tek tek kişilere yönelik saldırıları kapsam dışı bırakmaktadır.

 

TCK m. 77/1’ deki “toplumun bir kesimine karşı” kavramını, UCM Statüsü md. 7/1 ile birlikte yorumlayarak, sivil halkı tanımlamak için kullanıldığını kabul etmek gerekir.

 

İsrail’ in Eylül 2007’ de Gazze’ yi “Düşman Bölge” ilan etmesi ve Gazze’ ye gıda, ilaç ve eşya giriş çıkışlarını tamamen sınırlandırması, Filistin’ de uzun yıllardır devam eden insanlık dramını dayanılmaz boyutlara ulaştırmıştır. İsrail Gazze’ de uyguladığı abluka ile tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’ yi bir açık hava hapishanesine çevirmiştir. Sivil halk üzerinde uygulanan bu orantısız sınırlandırmalar o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, halk açlıkla savaşmak ve temel gıda gereksinimlerini dahi karşılayamayacak şekilde yaşam mücadelesi vermek zorunda bırakılmıştır. BM Gazze Meselesi Vaka İnceleme Heyeti tarafından hazırlanmış olan Gazze raporunda (A/HRC/12/48, paragraf 1818) ; “İsrail’ in ablukayla Gazze halkını kasten toplu cezalandırmaya tabi tuttuğu ve uluslararası insancıl hukukun gereği olan yükümlülüklerini ihlal ettiği” değerlendirmesinde bulunulmuştur.

 

“Mavi Marmara” gemisi ve dünyanın değişik ülkelerinden gelen 6 ayrı gemiden oluşan filo, 28 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ ye insani yardım ulaştırmanın yanında tüm dünyanın gözleri önünde yaşandığı halde sessiz kalınan bu insanlık dramına ilişkin farkındalık yaratmak ve böylelikle illegal olduğu BM raporları ile sabit ambargoyu kırma ve sonlandırma siyasi ve felsefi saiki ile yola çıkmıştır. Gemide bulunan değişik dil, din ve ırktan yüzlerce insan aynı amaç etrafında birleşmiştir. Bu bağlamda İsrail askerleri tamamen hukuk dışı yöntemler, kin ve nefret dolu insanlık dışı muamelelerle sivil, savunmasız insanlara saldırmış ve “insanlığa karşı suç” işlemişlerdir.

 

2.1.3. İnsanlığa Karşı Suç Oluşturan Fiillerden Birisinin İşlenmesi

 

Hangi fiillerin insanlığa karşı suç oluşturacağı TCK md. 77/1’ de sekiz bent halinde sayılmıştır. Burada sayılan fiiller, toplumun bir kesimine yönelik olarak işlenmekte olan fiillerin parçasını oluşturmalıdır. Sayılan bu bireysel fiilleri insanlığa karşı suç haline getiren koşullar, bu fiillerin planlı ve sistemli bir şekilde işlenmekte olan fiillerin bir kısmını oluşturması ve failin de kendi fiilini işlerken bunun bilincinde olmasıdır.

 

TCK md. 77/1’ de sayılan bu fiillerden, kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı, zorla fuhşa sevk etme suçları, TCK’ nın diğer kısımlarında “adi” suçlar olarak da düzenlenmiştir.

 

TCK’ nın bu düzenlemesi UCM Statüsünde sayılan insanlığa karşı suç oluşturan fiillerden daha dar kapsamlıdır.  UCM Statüsünde insanlığa karşı suç olarak kabul edilen, imha, sürgün veya halkın zorla nakli, cinsel kölelik, zorla kısırlaştırma, siyasi veya diğer nedenlerle kovuşturma, kişilerin zorla kaybedilmesi, ırk ayrımcılığı ve diğer insanlık dışı fiillerin TCK 77. maddede karşılığı bulunmamaktadır. Ancak bu fiillerin, ceza kanunumuzun diğer kısımlarında suç olarak düzenlenmiş fiiller kapsamına girmesi mümkündür.

 

Mavi Marmara saldırısına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede; Mavi Marmara saldırısının faillerinin, kasten adam öldürmek, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, nitelikli yağma, deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, nitelikli mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet suçları nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmektedir. Yine BM İnsan Hakları Konseyi raporunda da bu suçlara ek olarak “işkence” suçuna da yer verilmiş olup, TCK gereğince işkence suçunun failinin kamu görevlisi olması gerektiğinden tüm unsurlarını taşımasına rağmen iddianamede bu suça yer verilememiştir.

 

Mavi Marmara saldırısına ilişkin İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/264 E. nolu dosya üzerinden devam eden davanın 06.11.2012 tarihli duruşmasında ifade veren, Müşteki, Mary Ann Wright, ifadesinde; “kenarda duran kadınların birine bu paintballardan bir tanesi direk iki gözünün arasına geldi, birden boyalar fışkırdı, gözü çıkmak üzereydi, burnu kanamıştı kadının, paintballarla geminin her tarafına ateş açtılar, gemiye gelen iki tane israilli komandolar iki tane kadını yere doğru hemen indirdiler, yerde kırılmış camlar vardı, kadınların yüzünü yere doğru bastırdılar, yerde bulunan camlardan dolayı kadınların yüzleri yaralandı, iki kadını kaldırdılar ve kafalarına çuval geçirdiler…” şeklindeki,

 

Müşteki Khalet Abdulkerim Muhammed Bucheeri, ifadesinde; “bizi çok küçücük kapalı hiç güneş görmeyen camı olmayan küçücük bir arabanın içine 5 kişiyi tıkıştırdılar, çok küçük bir delik vardı hava alacak, tabii araba hareket ettikten sonra bu sefer soğutucuyu çalıştırdılar, son ayarına kadar soğutucuyu açtılar, 1 saat kadar, çok üşüdük, çok yüksek ayarlı açtılar ve artık arabanın duvarlarına vurmaya başladık, bu sefer tam tersini yapmış tamamen kapatmış klimayı, 2 saat kadar bu şekilde kaldık, az daha boğuluyorduk, az kalsın ben ölüyordum, havasızlıktan ve sıcaktan…   …bizi çırılçıplak soydular, tabii ki kimliğimizden emin olmak için bir pasaportumuza bakıyordu, biz bizim avretimize bakıyordu, tabii ön avretimize baktıktan sonra bize sırtımızı dönüp yine pasaporta bakıp yine arkamızdan avretimize bakmaya devam ettiler, tabii ki biz o iki kardeşimizle beraber hiçi hücreye tıktılar, bize vuruyorlardı hücreyi kapattıktan sonra ışıkları yakıp söndürüyorlardı ve kapılara vuruyorlardı ki uyumayalım diye…” şeklindeki,

 

Müşteki Nour Ahmad Salah, ifadesinde; “yanımızda hıristiyan bir yaşlı din adamı vardı, çok rahatsızlandığı için hareket etmeye, kalkmaya kalkışmış, 80 yaşında bir insana İsrail askeri arkadan geldi ve iki eliyle vurdu, onu yere oturttu, tabii bu hareketi protesto eden Türk arkadaşlarımızdı, protesto edince hemen silahlar onlara doğrultuldu…” şeklindeki,

 

Müşteki Dr. Anne De Jong, ifadesinde; “yerde kırılmış kapının camları vardı, yüzümde bu camların üzerindeydi, diğer yanımızdaki kadınlardan birisi de yerde idi, yüzü yerde iken askerlerden bir tanesi ayağıyla onunun yüzüne bastırdı, ben de bağırdım, yapma dedim, bu defa onu bıraktı, bir ayağıyla benim yüzüme diğer ayağıyla da sırtıma bastırdı… …siyah bir torba alıp kafasından geçirdiler o kadının ve boyun kısmını da bağladılar çıkarmasın diye, beni de dizimin üstüne elim ayağım bağlı iken yanına çömelttiler, astımın olduğunu o yüzden öyle bir şey yapmamalarını söyledim, ama benim başıma da o şekilde geçirdiler o torbayı, çektiler boynumdan kapatmak için, yaklaşık 5 dakika sonra hani nefes alamadığımı söyledim, bir şey değişmedi, sadece elimi bağladıkları ipi daha da gerginleştirdiler, ne kadar süre o şekilde kaldım bilmiyorum, kendimde değildim…” şeklindeki,

 

Müşteki Nour Azman, ifadesinde;  “Malezya ve Endonezya’ dan diğer gönüllülerimizle ve biz daha sonra ülkemize döndüğümüzde vücutlarında yüksek oranda arsenik'in olduğunu ve arsenik'in bize bilerek zehirlenmemiz için verildiğini düşünüyoruz, doktor raporları da var, arsenik'in vücudumuzdan çıktığını gösterir..” şeklindeki,

 

Müşteki Hassan Ghani, ifadesinde; “Osama elinde beyin parçacıkları vardı, şaşkın şok halindeyken o parçaları benim kamerama doğru gösterdi, Bülent Yıldırım da oradaydı, beyaz tişörtünü çıkardı, bir çubuğun üzerine bağlayarak çok net bir şekilde yukarıya doğru salladı, yukarıdaki helikopterlerdekiler,  dışarıdaki askerler beyaz bir bayrağın sallandığını net bir şekilde görecek durumdaydılar, bu bayrağı mutlaka görmüşlerdir, ama hiç bir şey değişmedi, ateş etmeye devam ettiler…” şeklindeki,

 

Müşteki Paveen Yaqub, ifadesinde; “…bir buçuk saat boyunca ben anonsu yaparak İsrail askerlerini durdurmaya çalıştım ve anonsu bir, bir buçuk saat sürdü, bu ve onlara hitap ederek sürekli İsrail ordusuna hitap ediyorum, İsrail donanmasına hitap ediyorum şeklinde ettim, lütfen ateş etmeyi durdurun, lütfen bize saldırmayın bizler siviliz, bizler direniş göstermiyoruz, masum insanlar öldü, bir çok insan ölmek üzere, bizim acil tıbbi yardıma ihtiyacımız var, İngiliz vatandaşı İsmail Patel' de sürekli mesaj iletiyordu insanlara eğer tıbbi bir yardıma ihtiyacınız yoksa lütfen sessizce oturun şeklinde taleplerde bulunuyordu, İHH 'nın üyesi bir Türk'te aynı mesajı iletiyordu, yolcuların sakin bir şekilde oturmaları içindi bu mesaj, Al Cezira' nın gazetecilerinden Camal' da aynı anonsları yapmaktaydı, aynı mesajlar İbranicede de söyleniyordu, bütün bu mesajlara yani anonslara rağmen hala ateş etmelerinin devam ettiğini gördüm…” şeklindeki,

 

Müşteki Mustafa Tuna, ifadesinde; “Uğur Süleyman Söylemez yaralanmıştı, beyninin içerisinden sıvı ve beyaz haplecikler akıyor, Uğur teslim edildikten sonra beynin 3/1'i alınmış, niçin yapılan merminin balistiğinin kapatılması ve yakından isabet aldıysa kullanılan barutun cinsinin imha edilmesi, ortadan kaldırılması, aynı zamanda şehitlerimiz alkolle yıkanmış, bu insana yapılan en büyük bir hakarettir… … gemideki yolcuların büyük bir bölümü teslim alındıktan, esir edildikten sonra yaralılara müdahale edildi, eğer o kardeşlerimize önce müdahale edilseydi belki bu kadar acı çekmeyeceklerdi…” şeklindeki, beyanları ile saldırı anında ve devam eden süreçte İsrail askerlerinin işledikleri suçların bir kısmını açıkça gözler önüne sermektedirler.

 

                Ayrıca otopsi raporlarından elde edilen verilere göre; gemide vefat eden 9 insani yardım gönüllüsünün vücudundan toplamda 39 adet kurşun çıkmış olması işlenen suçların vehametini göstermektedir. İki insani yardım gönüllüsü henüz gemiye askerler inmeden helikopterden atılan kurşunlar ile hayatını kaybetmiştir. Örneğin Türkiye ve ABD çifte vatandaşı olan 19 yaşındaki Furkan Doğan, üst güvertenin ortasında, elindeki küçük video kamera ile çekim yaparken ilk olarak gerçek kurşunla vurulmuştur. Furkan yüzünden, kafasından, sırtından, sol bacağından ve ayağından olmak üzere toplam beş kurşun yarası almıştır. Yüzüne sıkılan ve tam sağ burnundan giren kurşun hariç Furkan, bütün yaralarını vücudunun arka kısmından almıştır. Adli tıp raporuna göre, yüzündeki yaranın etrafındaki izler çok yakın mesafeden kafasına ateş edildiğini göstermektedir. Ayrıca kurşunun alt taraftan yukarıya doğru hareket ettiğinin anlaşılması ve kurşunun çıktığı yer, Furkan’ ın yerde sırt üstü yatarken vurulduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yerde yaralı vaziyette, savunmasız şekilde yardım bekleyen Furkan; yakın mesafeden kafasına sıkılan kurşun ile bilinçli ve vahşice öldürülmüştür. İbrahim Bilgen’ in ilk önce yukarıdan, helikopterden açılan ateş sonucu vurularak yaralandığı, daha sonra yaralı şekilde yerde yatarken yanına gelen askerin bitişik nizamdan kafasına yaptığı atışla hayatını kaybettiği, otopsi raporlarından anlaşılmaktadır. Medya görevlisi Cevdet Kılıçlar, üst güvertedeki İsrail askerlerini fotoğraflamaya çalışırken, patoloji raporlarına göre, alnından, iki gözünün arasından tek bir kurşunla vurulmuş ve öldürülmüştür. Bu ölümlere ilişkin tüm rapor ve kanıtlar, saldırıda işlenen suçları kapsamlı bir şekilde göstermektedir.

 

2.1.4. Suçun Manevi Unsuru

 

TCK md. 77’ ye göre, insanlığa karşı suç sayılan fiiller fail tarafından “siyasi, felsefi, ırki veya dini saiklerle” işlenmelidir. Buna göre failde, özel kastın varlığı gereklidir. Failde ayrıca siyasi, felsefi, ırki veya dini nedenlere dayanan bir ayrımcılık kastının da bulunması aranacaktır.

 

İnsanlık dışı ambargonun kırılması ve sonlandırılmasını ve tüm dünyanın İsrail’ in Gazze’ de uyguladığı hukuksuzluklara karşı tepki göstermesini sağlamak ve sivil, savunmasız, masum insanların yaşam hakkının temin edilmesi ve adil - özgür bir yaşam sürmelerine vesile olmak, siyasi ve felsefi inancında ve birlikteliğinde olan aktivistlere; zalimane uygulamaların devamını isteyen İsrail yetkilileri tarafından verilen emirler dahilinde İsrail askeri güçleri tarafından hukuk dışı muamelelerde bulunulmuştur. Bu muameleler esnasında uluslararası insancıl hukukun bütün kural ve kriterleri ayaklar altına alınmıştır. İsrail kamu otoritesi, üst düzey askeri yetkilileri ve saldırıya karışan askerler uygulamaları ile kendi siyasi Saiklerinin karşısında olduğunu düşündükleri savunmasız aktivistleri acımasız bir yok etme içgüdüsü ile katletmişlerdir.

 

2.1.5. Suçun Yaptırımı

 

Meclis Adalet Komisyonu’ nda kabul edilen TCK Tasarısı’ nda bütün fiiller için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştü. Tasarının 78. maddesi TBMM Genel Kurulu’ nda yapılan öneri doğrultusunda değiştirilerek, kasten öldürme halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, diğer fiiller için ise 8 yıldan az olmamak üzere hapis cezası kabul edilerek, cezanın kusur ile orantılılığı korunmuştur.

 

TBMM Genel Kurulu’ nda bir değişiklik daha yapılarak, kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima kurallarının uygulanması kabul edilmiştir. Bu açıdan fail insanlığa karşı suç teşkil eden fiil olarak 10 kişiyi öldürmüşse, on defa ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olacaktır.

 

İnsanlığa karşı suçlara tüzel kişilerin katılması durumunda, tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebilecektir.

 

2.1.6. Zamanaşımı

 

Soykırım suçunda olduğu gibi, insanlığa karşı suçlarda da zamanaşımı işlemeyecektir.

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.