MAVİ MARMARA SALDIRISINA ULUSLARARASI TEPKİLER
MAVİ MARMARA SALDIRISINA ULUSLARARASI TEPKİLER
2011-12-27 12:49:43
İsrail, 31 Mayıs sabahı tamamen sivillerden oluşan 37 farklı ülkenin vatandaşının bulunduğu insani yardım filosuna uluslararası sularda saldırdı. Bu saldırı, Filistin topraklarında türlü insanlık suçları işleyen ve Filistinlilerin temel yaşam haklarını tehdit eden İsrail’in hukuk tanımazlığını bir kez daha açık bir şekilde dünya kamuoyuna gösterdi.

              

İnsani ve hukuki tüm değerlere aykırı olan Gazze Özgürlük Filosu’na yönelik İsrail saldırısı dünya halkları ve hükümetleri tarafından ortak akıl ile kınandı. İsrail, tarihinde ilk defa sivil-resmî tüm yapıları içerecek bir kitle tarafından bütün dünyada protesto edildi. İsrail saldırısı, İsrail fiillerini küresel bir sorgulamaya tabi tutarken İsrail’i “meşruiyet savaşı”nda da yalnızlaştırdı. Mavi Marmara’ya yapılan saldırı bir diğer yönüyle âdeta bir turnusol kâğıdı işlevi gördü, gerçekte kimlerin hak ve adaletten yana olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Nitekim İsrail saldırısına gerekli tepkiyi verebilmek ve doğru adımları atabilmek adalet söylemlerinin samimiyetini sınar oldu. Küresel tepki: Yalnızlaşan İsrail 31 Mayıs sabahında Akdeniz’in açıklarında uluslararası sularda yaşananlar dünya kamuoyunda şok etkisi yarattı. İsrail’in böyle bir saldırıya cüret etmesi Uzakdoğu’dan Latin Amerika’ya onlarca ülkede hem siyasileri hem de halkları ayağa kaldırdı. İnsanlar sokağa dökülürken devletlerin İsrail’i kınayan, bunun da ötesinde olayın soruşturulmasını talep eden açıklamaları birbiri peşi sıra geldi. İsrail donanmasının kanlı saldırısı ile esir alınan insani yardım gemileri Aşdod kıyılarına çekilirken, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ivedilikle harekete geçti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, diplomatik temaslar için bulunduğu Şili’deki ziyaretlerini iptal etti. Erdoğan’ın Türkiye’ye dönerken havaalanında yaptığı ve tüm dünya kamuoyunun takip ettiği basın açıklamasında İsrail şiddetle kınandı ve İsrail saldırısı “devlet terörü” olarak tanımlandı: Bu saldırı, gerekçesi ne olursa olsun uluslararası hukuka tamamen aykırı bir devlet terörüdür. Bu saldırı mevcut İsrail hükümetinin bölgede barış istemediğini bir kez daha açık ve net olarak ortaya koymuştur. Bu tavırlar bölge barışını tehdit ettiği kadar İsrail’in kendi vatandaşlarına, kendi halkına da huzur ve istikrar getirmeyecek tavırlardır. Bu insanlık dışı devlet terörü karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayacağımızın bilinmesi gerekmektedir. Uluslararası medyadaki İsrail yanlısı bazı odakların bu insanlık dışı olayı dahi çarpıtmaya yeltenmeleri de vicdan sahibi İsrail vatandaşları dâhil barışsever dünya halklarını kandırmaya yetmeyecektir.1 Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da aynı gün içerisinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni olağanüstü toplantı ile bir araya getirdi. Filo katılımcılarının dış dünyada neler olduğunu bilemediği, Akdeniz’in uluslararası sularında İsrail ordusu tarafından esir alınmış bir şekilde saatlerce bekletildiği sıralarda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nde dünyaya sesleniyordu. Erdoğan’ın “devlet terörü” olarak tanımladığı İsrail saldırısı için Davutoğlu, Türkiye’nin “11 Eylül”ü tabirini kullandı.2 Saldırı, mahiyeti ve hukuksuzluğu itibarıyla bir terörist saldırıydı. Masum siviller öldürülmüştü ve faili İsrail’di. Davutoğlu, aynı gün İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ve ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a “Eğer 24 saat içinde vatandaşlarımız serbest bırakılmazsa İsrail ile ilişkilerimizi tümüyle gözden geçiririz.” diyerek net bir şekilde rest çekti.3 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları Türkiye-İsrail ilişkilerinin renginin değişeceğine dair ilk sinyallerdi. Nitekim açıklamaların hemen akabinde Türkiye’nin İsrail’de bulunan büyükelçisi geri çekildi, İsrail ile Türkiye arasında gündemde olan üç müşterek askerî tatbikat iptal edildi, Türkiye genç millî futbol takımının İsrail’de yapacağı maçlar iptal edildi; NATO, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Avrupa Birliği Türkiye tarafından acil toplantıya ve göreve davet edildi.4 Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları bütün dünya kamuoyunca ilgi ile takip edilirken dünyadaki diğer ülkelerin resmî makamlarından da İsrail’i kınayan açıklamalar geldi. Dünya kamuoyunun gözü önünde, canlı yayında gerçekleşen İsrail saldırganlığı zihinlerde hiçbir tereddüt bırakmadan tüm halklar, sivil inisiyatifler ve hükümetler tarafından tepkiyle karşılanıyordu. Saldırı akabinde Filistin’de üç günlük yas ilan edildi. Tüm ülkeler aynı mesajı veriyordu: “Gazze’de uygulanan ambargo derhâl kaldırılsın!”, “İsrail saldırısı uluslararası bir komisyon tarafından sorgulansın!” İsrail saldırısı büyük bir mutabakatla “uluslararası hukukun ihlali ve insanlık suçu” olarak tanımlandı.5 Onlarca ülkeden devlet başkanı ve dışişleri bakanlığı düzeyinde peşi sıra kınama açıklamaları geldi. Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy: İsrail orantısız güç kullanmıştır. Bütün kurbanların ailelerine başsağlığı diliyorum. Barış sürecini yeniden başlatmanın ne kadar acil olduğunu gösteren bu trajedinin detayları her yönüyle aydınlatılmalıdır.6 Küba Dışişleri Bakanlığı: İsrail hükümetinin yaptığı bu canice ve hukuk dışı saldırıyı ciddi bir şekilde kınıyoruz. Gazze’deki hukuk dışı, acımasız ve soykırım amaçlı abluka acilen kaldırılmalıdır. Bu vesile ile Filistin halkına desteğimizi yineliyor, Doğu Kudüs’ün başkenti olduğu bağımsız Filistin devletinin kurulmasını destekliyoruz.7 Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger: İsrail saldırısı insanlık dışı ve şok edici bir saldırıdır. Bu insanlık dışı saldırının acilen ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir.8 Uluslararası hukuk teamüllerine, BM’nin bizzat İsrail işgaline dair aldığı kararlara aykırı davranmayı bir alışkanlık hâline getirmiş olan İsrail’e karşı yükselen tepkiler, özetle artık söz söylemenin ötesine geçilmesi gerektiği şeklindeydi. Gerek münferit olarak devletler gerekse devletlerin üye olduğu BM, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, gerekse Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları İsrail saldırısına karşı tepkilerini ifade ettiler. İsrail saldırısının uluslararası tarafsız bir komisyon tarafından araştırılması ve Gazze’ye uygulanan ambargonun sonlandırılması noktasında taleplerini dile getirdiler. İnsan Hakları İzleme Örgütü: Saldırıda hukuksuz bir şekilde aşırı güç kullanılmıştır. İsrail komandoları öldürücü bir şekilde güç kullanmıştır. Olayla ilgili güvenilir ve tarafsız bir araştırmanın ivedilikle başlatılması gerekir.9 İsrail’i resmî muhatapları ve sivil halklar ile karşı karşıya getiren bu saldırı, uluslararası ilişkilerin sürdürülebilirliğini de etkiledi. Onlarca devletin İsrail saldırısını kınamasına ek olarak Türkiye, Nikaragua, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi bazı devletler de İsrail ile olan ilişkilerini uzun vadede etkileyecek adımlar attı. Türkiye gibi Güney Afrika Cumhuriyeti, Ekvador ve Brezilya da İsrail’deki büyükelçilerini geri çağırdı. Nikaragua, İsrail ile tüm diplomatik ilişkilerini askıya aldığını ilan etti. Yunanistan, İsrail ile arasındaki “Minoas 2010” konulu hava tatbikatını iptal etti. Mavi Marmara saldırısını takip eden dönem, İsrail’in Filistin’i işgal etmesinden bu yana İsrail’e gösterilen en kapsamlı küresel tepkilere sahne oldu. Bu, farklı dil, din, ırk ve medeniyetten insanın, sivil veya resmî tüm kurumların hemfikir olduğu küresel bir tepkiydi. Kuruluşundan bu yana ilk defa bu denli yaygın bir uluslararası tepkiye maruz kalan İsrail, meşruiyet tartışmalarının da muhatabıydı. İsrail’in varlığı ve Filistinlilere karşı sürdürdüğü eylemlerin meşruiyeti dünya halklarınca sorgulandı. Richard Falk’a göre Lübnan Savaşı (2006), Dökme Kurşun Operasyonu ve Özgürlük Filosu’na yönelik saldırı, İsrail’in Filistinlilere karşı verdiği “meşruiyet savaşı”nı kaybettiği adımlardı.10 İsrail’in devlet terörü uyguladığı konusunda da ciddi bir kamuoyu oluştu.11 Saldırıya verilen tepkiler İsrail’i yalnızlaştırıyordu; İsrail, müttefiki olan yahut ılımlı ilişkiler kurduğu ülkelerle dahi karşı karşıya geldi. Saldırı İsrail içerisindeki aydınlar tarafından da eleştirildi; saldırıya dair kritikler İsrail’in kendi kendisini yalnızlaştırdığı yönündeydi.12 Müttefiki olan ülkelerde de halklar İsrail’e karşı sokağa döküldü;13 en önemli müttefiki olan ABD için İsrail’in artık “stratejik külfet” hâline geldiği ve tutumunun tüm dünyada Amerikan çıkarlarına zarar verdiği gündeme geldi.14 Mavi Marmara olayı gerçekte kimlerin dünyada hak ve adaletten yana olduğunu gösteren tarihî bir tanıklıktı. Öte yandan ABD, Mavi Marmara olayı nedeniyle İsrail’e yönelik herhangi bir kınamada bulunmadığı gibi, ABD vatandaşı olan 19 yaşındaki Furkan Doğan’ın ölümü ile ilgili olarak da suskunluğu tercih etti.15 Katliamı onaylayan trajikomik Turkel Raporu’nun da arkasında durma cesareti(!) gösteren tek ülke oldu. Gazze’ye komşu olan Mısır’da dönemin cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Hüsnü Mübarek16 ise 31 Mayıs günü katılımcı olarak bulunduğu Afrika-Fransa Zirvesi’nde İsrail’in saldırısına herhangi bir şekilde işaret etmedi. O zamana kadar İsrail’in Gazze ambargosuna dolaylı olarak da olsa destek olan Mısır, uluslararası gündem sonucunda Refah Sınır Kapısı’nı sınırlı olarak Gazzelilere açmak durumunda kaldı.17 Dünya halkları tek ses tek yürek İsrail saldırısının ardından dünya, tarihte ender görülen bir halk ayaklanmasına sahne oldu. Topluluklar, gece gündüz demeden meydanlarda günlerce tepkilerini dile getirdiler. Tüm dünyada küresel bir ses yükseliyor ve İsrail’in saldırısı protesto ediliyordu. Bu, dünya tarihinde tüm dinlere, inançlara, farklı sosyal arka planlara sahip grupları içeren ortak bir kitlesel tepki olması açısından belki de bir ilkti. “Gazze Özgürlük Filosu” daha organizasyon aşamasında iken geniş bir halk desteğini arkasına almıştı. Dünyanın 37 farklı ülkesinden katılımcıların yer aldığı filo için katılımcı ülkelerin tamamında destek ve tanıtım çalışmaları yapılmış, dünya halkları Gazze için bir araya gelmişti. İnsani yardım filosunun gemileri İstanbul, Atina, Antalya, ABD gibi farklı duraklardan uğurlandı. Filonun yolcu gemisi olan Mavi Marmara İstanbul’dan yola çıktığı andan itibaren uydu üzerinden yayına başladı. Venezuela’dan Filipinler’e bütün dünya bu yolculuğu izliyordu. Gerek internet üzerinden gerek TV kanallarına yapılan canlı bağlantılarla filonun seyri adım adım takip edildi. Bu nedenle İsrail’in insani yardım filosuna ilk tacizlerinden haberdar olan kitleler, 30 Mayıs akşamı sokaklara dökülmeye başladı. Örneğin, filoya geniş katılımın olduğu Türkiye’de 30 Mayıs akşamı İstanbul halkı Levent’teki İsrail Büyükelçiliği önünde toplanmaya başladı. Tacizlerde bulunan İsrail’in filoya herhangi bir müdahalede bulunmasını engellemek ve dünya kamuoyuna seslerini duyurmak için İstanbul’un farklı bölgelerinden ve Anadolu’dan insanlar akın akın elçilik önüne hareket etti.18 30 Mayıs akşamı Levent’e gelen yüzlerce kişi geceyi konsolosluk önünde geçirdi. Sabaha karşı İsrail donanmasının filoya saldırması ile on binler Levent’i, Taksim’i doldurdu. Taksim’e binlerce kişi akın etti. Taksim, Türkiye tarihinin en büyük ve en karma topluluğunu misafir etti. Her görüşten ve her yaştan insan İsrail’i kınamak için Taksim’de toplandı. İstanbul’daki gibi Anadolu’da da halk sokaklara döküldü. Adana, Alanya, Antalya, Batman, Bolu, Burdur, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Erzurum, Gaziantep, Gümüşhane, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Malatya, Mersin, Sakarya, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak ve Yozgat’ta meydanlar İsrail saldırısını kınayan, şehitler için gıyabi cenaze namazı kılan ve geride kalan filo yolcuları için iyi dilek temennilerinde bulunan ve dualar eden binlerce insanla doldu.19 Saldırının hemen akabinde Türkiye’de olduğu gibi dünyanın farklı bölgelerinde de insanlar sokaklara döküldü. Casablanca’da, Lahor’da, Sao Paola’da, Hong Kong’da, Şah Alam’da, Sancak’ta, Londra’da, New York’ta, Dakar’da, Madrid’de ve tabii ki Gazze’de aynı ses duyuldu. TV’ler aynı görüntülere kilitlendi. İsrail kuzeyden güneye kürenin üzerinde yer alan hemen hemen tüm ülkelerde protesto edildi. İnsanlar, İsrail büyükelçiliklerinin önüne akın ediyor, saldırıyı kınayan pankartlar taşıyor ve Gazze’deki ambargonun kaldırılmasını istiyorlardı.20 İsrail işgali ve filo saldırısı İsrail içinde dahi protesto edildi.21 İsrail saldırganlığından Mavi Marmara saldırısını protesto eden İsrail vatandaşları da nasibini aldı. ABD’li İsrail vatandaşı 19 yaşındaki Emily Henochowicz, Batı Şeria’da bir kontrol noktasında İsrail’in Mavi Marmara saldırısını protesto ederken İsrail sınır polisinin kullandığı göz yaşartıcı bombanın yüzünde patlaması sonucu sol gözünü kaybetti.22 İsrail’de alıkonulan insani yardım gönüllülerinin, şehit ve yaralıların ülkelerine dönüşü de tüm dünya tarafından takip edildi. Gönüllüler ülkelerinde geniş kitleler tarafından karşılandı. Saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin Türkiye’ye getirilişi akabinde hem İstanbul’da hem de memleketlerinde kılınan cenaze namazlarına binlerce kişi katıldı, cenaze törenleri dünya televizyonlarından naklen yayınlandı. Malezya’da, Filistin’de, Yemen’de, Lübnan’da23 filo şehitleri için gıyabi cenaze namazları kılındı. Saldırının ilk anından yolcuların ülkelerine dönüşüne, şehitlerin cenaze namazlarına kadar her noktada İsrail’i vicdanlarda mahkûm eden halkların sesi çığ gibi yükseldi. İsrail saldırısı ve işgali şiddetle kınandı, Gazze’ye uygulanan hukuksuz ambargonun kaldırılması zarureti tekrar tekrar vurgulandı.24 İsrail saldırısına verilen bir diğer tepki de Libya ve Lübnan gibi farklı ülkelerden yeni gemilerin Gazze’ye gitmek için yola çıkmasıydı.25 İsrail’e karşı dünyanın farklı bölgelerinden çok farklı tepkiler geldi. Örneğin İsveç’in dış ticaretinde önemli bir payı olan Liman İşçileri Sendikası (Swedish Dockworkers Union) bir hafta boyunca İsrail’den gelen kargo gemilerini kabul etmedi ve İsrail’e sefer yapmadı.26 Ve filonun beklendiği durak Gazze… Filonun seyrini adım adım izleyen, filo yolcularını misafir etmek için hazırlıklar yapan, Gazze sokaklarını bayram yeri gibi süsleyen, düğüne hazırlanıyormuş gibi hazırlanan Gazze halkı da 31 Mayıs sabahı sokaklara döküldü. On binlerce Gazzeli filo yolcularını karşılamak için hazırlanan Gazze Limanı’na akın etti. Gazze’nin sesini dünyaya duyurmak için yola çıkan filo tüm insanlığa mal olurken Gazzeliler de sokaklarda İsrail saldırısına duydukları öfkeyi haykırdı. Dükkânlar kepenk indirdi, tüm Filistin’de üç gün süreli genel grev ve yas ilan edildi.27 Taziye çadırları kuruldu, şehitler için gıyabi cenaze namazları kılındı. Saldırıdan iki gün sonra Gazze’nin büyük caddelerinden birine “Özgürlük Filosu” adı verildi. Biri Gazze Limanı’nda diğeri şehir merkezinde filo şehitleri anısına iki anıt inşa edildi.  Dünyanın vicdanını temsil eden Mavi Marmara, dünya halkları tarafından sahiplenildi ve âdeta bir kültürün adı oldu. Adalet için tek yürek olan milyonların sesi sanat eserlerinde, farklı branşlarda üretilen çalışmalarda hayat buldu. Örneğin Avustralyalı bir müzisyen Mavi Marmara’nın hikâyesini bestelediği bir şarkı ile anlatırken bir İngiliz çizer Mavi Marmara’yı ve İsrail hukuksuzluğunu karikatürlerine taşıdı. ABD’de, Ürdün’de, Katar’da, Almanya’da, Türkiye’de Mavi Marmara konulu çok sayıda kitap yayınlandı. Şiirler, şarkılar, makaleler, tiyatro oyunları yazıldı. Türkiye’de ve dünyanın farklı ülkelerinde önemli oranlarda takipçisi olan Kurtlar Vadisi dizisi, Mavi Marmara’dan hareketle Filistin konulu altı milyon dolar bütçeli özel bir prodüksiyon hazırladı. İspanya’da, Gazze’de Mavi Marmara anıtları inşa edildi.28 Sokaklara, meydanlara Mavi Marmara ve şehitlerinin isimleri verildi. İnternet sitelerinde, bloglarda, dış politika dergilerinde, panel ve konferanslarda, üniversitelerde Mavi Marmara saldırısından hareketle İsrail işgali tartışıldı. Mavi Marmara yolcuları bir dernek çatısı altında buluştu.29 Tüm bu yönleri ile Mavi Marmara bir kültürün adı oldu. Hukuksuz İsrail işgaline karşı küresel adaletin sesi oldu. Ve oluşan bu kamuoyu İsrail’i hukuksuz fiilleri nedeniyle dünya halkları gözünde vicdanen mahkûm etti. Mavi Marmara kültürü bizzat kendi varlığı ile İsrail işgaline ve dünyadaki tüm hukuksuzluklara karşı duran insanlığı ortak bir temelde buluşturdu. İsrail, 31 Mayıs sabahı tamamen sivillerden oluşan 37 farklı ülkenin vatandaşının bulunduğu insani yardım filosuna uluslararası sularda saldırdı. Bu saldırı, Filistin topraklarında türlü insanlık suçları işleyen ve Filistinlilerin temel yaşam haklarını tehdit eden İsrail’in hukuk tanımazlığını bir kez daha açık bir şekilde dünya kamuoyuna gösterdi. İsrail hukuksuzluğunun dünya kamuoyunda böylesine aşikâr hâle gelmesi, İsrail’i meşruiyet tartışmalarının merkezine oturttu. İsrail hükümetinin meşruiyeti sorgulandı ve İsrail’in devlet terörü uyguladığı konusunda ortak bir kanaat oluştu. Dahası bu durum ilk defa resmî makamlarca dile getirildi. İsrail, tarihinde ilk defa bu kadar geniş ölçekte küresel bir tepki ve sorgulamayla karşılaştı ve saldırının ilk anından günümüze kadar farklı inanç, dil ve kültürden milyonlarca kişi tarafından değişik zeminlerde protesto edildi. 2010 yılının Haziran ayının başındaki sokak gösterileri, ilerleyen zamanlarda duyarlı kişilerin sosyal faaliyetlerine, ilmi çalışmalarına, sanatsal çalışmalarına (sinema, tiyatro, karikatür, çizim vb.) vb. yansıdı. İsrail’in karşılaştığı bu küresel itiraz onu yine tarihinde ilk defa kendi işlediği bir olay hakkında soruşturma açmaya zorladı. İsrail, saldırıdan sorumlu olan, saldırıda görev alan tüm yetkili ve görevlilerin sorgulanması için bir komisyon oluşturdu. Oluşturulan Turkel Komisyonu’nun dünyaya açıkladığı rapor başlı başına İsrail propagandasına hizmet eden yanlışlardan ibaret olsa da, böyle bir komisyonun oluşturulması ve İsrail’in kendini hesap vermek zorunda görmesi, İsrail’e gösterilen uluslararası tepkinin ciddiyetini göstermektedir. İsrail saldırısı BM İnsan Hakları Komisyonu’nca araştırıldı ve hazırlanan raporla İsrail’in insan hakları hukukunu ve uluslararası hukuku ciddi bir şekilde ihlal ettiği bildirildi.30 Uluslararası ilişkiler ve reel politik açısından bakıldığında ise İsrail, Ortadoğu’da stratejik önemi artan, askerî ve ekonomik ilişkiler sürdürdüğü bir ülkeyi, Türkiye’yi, kaybetti. Mavi Marmara olayı turnusol kâğıdı niteliğindeydi. Gerçekte kimlerin hak ve adaletten yana olduğunu gösteren tarihî bir tanıklıktı. Nitekim ABD, Mavi Marmara olayı nedeniyle İsrail’e yönelik herhangi bir kınamada bulunmadığı gibi, ABD vatandaşı olan 19 yaşındaki Furkan Doğan’ın ölümü ile ilgili olarak da suskunluğu tercih etti. İsrail saldırısı sonucunda Gazze’de açık hava hapishanesinde yaşanan hayatlar Venezuela’dan Moro’ya her renge her ile ulaştı, Filistinlilerin yarım asrı aşkın bir süredir hemen her gün maruz kaldığı zulmü tüm dünya kendi gözleri ile gördü. Filistinlilerin yaşadıkları artık bir muamma olmaktan çıktı ve İsrail’in meşruiyeti yüksek sesle tartışılmaya başlandı. Ve Mavi Marmara dünya için barış ve adaletten yana olan insanların dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan haksızlıklara karşı bir araya gelebileceğinin sembolü oldu. Ve Mavi Marmara ile bir araya gelen insanlık, kök salmış adaletsizlikler karşısında mücadele etmede devlet dışı aktörlerin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Mavi Marmara dünyanın diğer bölgelerinde de adalet arayan halklar için bir kıvılcım oldu. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da diktatörlüklere karşı halkların ayağa kalkmasında şüphesiz Mavi Marmara ruhu da etkili oldu.

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.