Mavi Marmara katılımcıları neyi kabul etmeyeceklerini açıkladılar
Mavi Marmara katılımcıları neyi kabul etmeyeceklerini açıkladılar
2013-04-09 14:36:29

İsrail heyeti Perşembe günü Türkiye’ye gelerek Mavi Marmara’da izleyeceği yol haritasını Türk yetkililerle konuşacaktı. Ancak gerek özür meselesinin İsrail'de kriz oluşturması gerekse de Mavi Marmara katılımcılarının düzenlediği basın toplantısındaki kırmızı çizgileri ziyaretin 22 Nisan tarihine ertelenmesine yol açtı. AA muhabirine açıklama yapan İsrail Başbakanlığından üst düzey bir yetkili, "Türk tarafının isteği üzerine toplantı 22 Nisan tarihine ertelendi. Gerekçesi ise Türk tarafının hazırlık aşamasıyla ilgili olarak çalışmalarını henüz tamamlamadıklarını ve bu nedenle de ziyareti ertelediklerini zannediyoruz. Dediğim gibi bu tamamıyla Türk tarafının talebidir, bizden kaynaklanan bir şey değil" dedi İsrail heyeti gelmeden Mavi Marmara yolcuları kırmızı çizgilerini çizdi. Katılımcılara göre özür sadece kazanılmış bir mevzidir, nihaii zafer değildir. Zafer ablukanın kalkmasıdır. Buna göre abluka kalkmadan tazminat meselesi kesinlikle kabul edilmeyecek, ceza davalarından vazgeçilmeyecek İsrail'in Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırıda bulunanlar, Gazze'ye abluka tamamen kalkmadan tazminat konusunun masaya yatırılmasına taraftar olmadıklarını açıkladı. İsrail'in Gazze'ye insani yardım taşıyan ve 9 Türk'ün şehit edildiği Mavi Marmara gemisinde bulunan yolcular, Haliç'te bağlı bulunan Mavi Marmara gemisinde İsrail'in Türkiye'den özür dilemesi ve tazminat konularını değerlendirdi. Mavi Marmara Özgürlük Filosu yolcuları adına basın açıklamasını Musa Coaş okudu. Coaş, 31 Mayıs 2010'da İsrail'in 9 kişinin hayatını kaybettiği Mavi Marmara gemisine yaptığı operasyondan 3 yıl sonra Netenyahu'nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan telefonla arayarak özür dilediğini hatırlatarak ''Mavi Marmara'nın yola çıkış gerekçelerini görmezden gelerek, özrün kabul edilmesinin bir şartı olan tazminat konusunun basında tartışılmasına, kendileri adlarına rakamların ortaya atılarak hesaplar yapılmasına üzüldüklerini söyledi. Musa Coaş, ''Tazminat alınırsa davalar geri çekilmeli'' beklentileriyle ''Tazminatınızı alıp konuyu kapatın'' yaklaşımlarının arttığı günlerde konuyla ilgili düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmak için bir basın toplantısı düzenlediklerini belirtti. Gazze'de ablukanın devam ettiğini belirten Coaş, şunları söyledi: ''Bölge insanlarının sağlık, barınma ve beslenme ihtiyaçları rahatlıkla karşılayacağı serbest dolaşım imkanları sağlanmadan, Gazze halkının Akdeniz'de balıkçılık faaliyetini kolaylıkla sürdürebildiğini görmeden, dışarıdan kara ve deniz yoluyla yardımların Gazze'ye ulaşımı açık hale gelmeden, yani abluka tamamıyla kalkmadan bizler tazminat konusunun masaya yatırılmasına taraftar olmadığımızı belirtmek istiyoruz. Bu noktada zaten sınırlı devam eden yardım akışının İsrail tarafından onun kontrolü ve tasnifiyle Gazze halkına ulaştırıldığı gerçeğinin, bahsettiğimiz ablukanın kalkması talebimize karşılık gelmediğinin de anlaşılması gerekmektedir.'' İsrail'in çok açık olmasa da özür ifadelerini kullandığı, böylece suçlu olduğunu, suç işlediğini ikrar ettiğini ifade edin Coaş, İsrail'in özrünün suçu işleyen askerlerini yargılayıp cezalandırması ile inandırıcı olabileceğini savunarak, İsrailli asker ve komutanlar aleyhine açtıkları davaları devam ettireceklerini, ödenecek tazminatlar karşılığında bu davalardan vazgeçme yaklaşımlarını kabul edilebilir bulmadıklarını söyledi. Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ahmet Varol da İsrail'den alınacak tazminat ve özrün esas gaye olmadığının altını çizerek, ''Bizim için gaye Filistin halkının hakkının geri verilmesidir. Gaye, gayri insani durumun sonlandırılması, ambargo ve ablukanın kaldırılması, Kudüs'teki yahudileştirme faaliyetlerinin sonlandırılmasıdır. Talebimiz Filistin halkından bağımsız değildir.'' ifadelerini kullandı. ''İsrail'in özrü bir zafer mi?'' şeklindeki bir soruya Varol şu yanıtı verdi: ''Bir Ürdünlü 7 İsrailli genç kızı öldürmüştü. Kral Hüseyin özür dilemişti. O dönem İsrail'de Başbakan Netanyahu'ydu. Netanyahu, Kral Hüseyin'e 'Özür yetmez, resmi olarak ailelerinden teker teker özür dileyeceksin.' demişti. Özrü olumlu gelişme olarak görüyoruz. Biz bunu önemsiyoruz. Ama bu bizim gayemiz değildir. Bu olayı sadece kıyaslama açısından söyledim. Kendisine yapılan bir saldırıda İsrail kendini savunuyor ama kendi haksızlık yapınca işi geciktiriyor. Buna rağmen Türkiye'nin kararlı tutumunu takdir ediyoruz.'' Mavi Marmara katılımcılarının ortak basın açıklaması şu şekilde: Abluka Kalkmadan Tazminat Konuşmayacak, Açtığımız Davalardan da vazgeçmeyeceğiz Filistin topraklarını işgal ettiği dönemden itibaren bölgede yaşanan çatışma ve katliamların tek müsebbibi olan İsrail’in 65 yıllık işgal tarihi birçok korkunç operasyonla doludur. Binlerce insanın ölümüne, on binlercesinin sakat kalmasına, çocukların yetim ve öksüz bırakılmasına sebep olan bu harekâtların en kanlılarından birisi 2008 yılında gerçekleşmişti. “Dökme kurşun” adı verilen, fosfor bombalarının da kullanıldığı bu harekâtın sonucunda 1500 kişi hayatını kaybetmiş, Gazze’nin alt yapısı çökmüş, hastaneleri, okulları tamamen kullanılamaz hale gelmişti. Savaş sonrasında dört bir yandan ablukaya alınan, adeta açık hava hapishanesine dönüştürülen Gazze’de, hastanelerde tıbbi malzemeler olmadığından, çocuklar temel beslenme ürünlerinden yoksun kaldıklarından, elektrik kesintisinden ötürü gerçekleştirilemeyen ameliyatlardan dolayı 800’e yakın kişinin bir yılda yaşamını yitirdiği herkesçe bilinmekteydi. İşte yardım çalışmaları bu süreçte gündeme taşınmış, Mavi Marmara özgürlük filosu bu insanlık dışı kuşatmayı aşıp, ambargoyu yıkabilmek, Filistin halkının tercih ettiği Gazze otoritesinin yanında olduğunu ortaya koyabilmek için yola çıkmıştı. Bizler, önce İslami bağlarla bağlandığımız bu mübarek topraklara sadakatimizi ispatlama, siyonist işgale karşı onurlu bir direniş gösteren Filistin’in meşru yönetimine ve en temel insani ihtiyaçlarından mahrum bırakılan Filistin halkına yardım elini uzatabilme adına bu yolculuğa katılmıştık. Bugün, Mavi Marmara gemisine karşı israil’in 31 Mayıs 2010 sabahı başlattığı, 9 kardeşimizin şehadeti ve onlarca kardeşimizin yaralanması ile sonuçlanan operasyondan 3 sene sonra Netenyahu’nun, Başbakan R.Tayyip Erdoğan’a telefonda kullandığı özür ifadelerinin kamuoyunun gündemine oturduğunu görmekteyiz. Bizler, Mavi Marmara’nın yola çıkış gerekçelerini görmezden gelerek, özrün kabul edilmesinin bir şartı olan tazminat konusunun basında tartışılmaya başlandığına, bizim adımıza rakamlar ortaya atılıp hesaplar yapıldığına üzülerek şahit olmaktayız. “Tazminat alınırsa davalar geri çekilmeli” beklentilerinin ve “tazminatınızı alıp konuyu kapatın” yaklaşımlarının arttığı şu günlerde, konuyla ilgili düşüncelerimizi Mavi Marmara yolcuları adına kamuoyuyla paylaşma ihtiyacını hissetmekteyiz. Bilindiği üzere Filistin topraklarının bir parçası olan Gazze’de abluka devam etmekte, kara, deniz ve hava koridorları rahatlıkla giriş ve çıkışların gerçekleşmesine imkân tanımayan bir kuşatmayla kapalı bulunmaktadır. Bölge insanlarının sağlık, barınma ve beslenme ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacağı serbest dolaşım imkânları sağlanmadan, Gazze halkının Akdeniz’de balıkçılık faaliyetlerini kolaylıkla sürdürebildiği görülmeden, dışarıdan kara ve deniz yoluyla yardımların Gazze’ye ulaşımı açık hale gelmeden, yani abluka tamamıyla kalkmadan bizler tazminat konusunun masaya yatırılmasına taraftar olmadığımızı belirtmek istiyoruz. Bu noktada, zaten sınırlı da olsa devam eden yardım akışının İsrail tarafından onun kontrolü ve tasnifiyle Gazze halkına ulaştırıldığı gerçeğinin, bahsettiğimiz ablukanın kalkması talebimize karşılık gelmediğinin de anlaşılması gerekmektedir. İsrail çok açık olmasa da özür ifadeleri kullanmış, böylece suçlu olduğunu, suç işlediğini ikrar etmiştir. Bu sebeple İsrail’in özrünün, suçu işleyen askerlerini yargılayıp cezalandırması ile inandırıcı olabileceği de açık bir husustur. Buna yönelik bir adımın atıldığı açıkça görülebilmelidir. Ayrıca bizler yine, İsrailli askerler ve komutanlar adına açtığımız ceza davalarını devam ettireceğimizi bildirir, ödenecek tazminatlar karşılığında bu davalardan vazgeçmemiz yaklaşımını kabul edilir bulmamaktayız. Bizler, bölgede halen zulmünü devam ettiren, ürettiği gerekçelerle Gazze’yi her daim bombalayabilme hakkını kendinde gören, bölgede huzur ve istikrara müsaade etmeyen, Kudüs ve çevresinin asli kimliğini değiştirmeye çalışan israille ilişkilerin normalleşme sürecine girmesinin de kimseye bir fayda sağlamayacağını özellikle belirtmek istiyoruz. Mavi Marmara’da hayatını kaybeden ve yaralanan kardeşlerimiz, bugüne kadar Filistin davasında mücadele ederek bedel ödeyen binlerce Müslümandan kendilerini bağımsız görmemektedir. Yapılacak olan görüşmelerde, sadece gemi yolcularının değil, Filistin topraklarında mağdur edilen insanların da haklarının iade edilmesinin önünü açacak şartlar gündeme getirilmelidir. Yani usulsüzlüklerin, haksızlıkların tazmininin tüm bölge insanlarını kapsaması gerektiği unutulmamalıdır. Mavi Marmara organizasyonu Filistin, Kudüs davasından bağımsız, kopuk değildir. Gemide dökülen kanlar Filistin de dökülen kardeşlerimizin kanlarına karışmış, kardeşlik bilincimiz bu fedakârlıklarla ortaya konmuştur. Bu sebeple Filistin davasından kopuk, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğünün gündeme getirilmediği tartışma ortamlarının konuyu asıl mecrasından çıkartacağını hatırlatır, var olduğumuz müddetçe tüm imkânlarımızla bu önemli mücadelenin bir parçası olma kararlılığımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi de belirtmek istiyoruz. Mavi Marmara Özgürlük Filosu Yolcuları

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.