Mavi Marmara Failleri Hesap Verecek
Mavi Marmara Failleri Hesap Verecek
2012-09-27 14:35:43

31 Mayıs 2010’da aralarında Mavi Marmara gemisinin de bulunduğu Gazze’ye insani yardım taşıyan filoya İsrail akıl almaz bir şekilde saldırdı. Saldırıda 9 kardeşimiz şehit olurken onlarca gemi yolcusu da yaralandı. Gemiye yapılan saldırının akıllara kazınması yaraların sarılmasını zorlaştırdı. Tamda bu süreçte İsrail’in akıl almaz saldırısı için hukuksal süreç başlatıldı.Bizde Mavi Marmara olayını ve davasını ayrıntılarıyla birlikte, Avukat Gülden Sönmez ile konuştuk. İşte o röportaj:
Mavi Marmara davasında, ilk duruşmadan sonra neler bekleniyor?
 Bu davanın açılmış olması önemli sonuçlardan birisidir öncelikle. Daha öncelerde de İsrail çok ağır suçlar işledi. Ancak İsrail’in politikası dolayısıyla ne yaparsa yapsın hiçbir hukuk merciini kabul etmiyor. Kendisine böylece özel bir alan oluşturmaya çalışıyor. Bu olayda da yine dünyada hesap sorulmayacağını düşündü. İsrail kendine özel bir alan oluşturmaya çalışırken aynı zamanda işlediği suçların görülmesini duyulmasını istemiyor. Bizim böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değildir ve böyle bir şeyi geleceğe taşımamız çok büyük vebaldir. İsrail’in bütün insanlığı tehdit eden bu politikasından vazgeçmesini hem de yaptıklarını hukuk zemininde hesabını vermesini, yargılanmasını istiyoruz. Bizim derdimiz tüm dünya kamuoyunun önünde hesap vermeleridir. Uluslararası ceza mahkemelerine başvurduk fakat bu mahkemelerdeki politika çok yavaş işlediği için hala cevaz alamadık ve bu mahkemenin de peşini bırakmadık.
Türkiye’de ki mahkemelerin ise diğer ülkelerde de olduğu gibi yabancıların kendi vatandaşlarına işlediği suçu yargılama yetkisi vardır. Buna hukukta Evrensel Yargı Yetkisi deniliyor. Bu yargı yetkisinin yargıladığı suçlar, T.C vatandaşlarına karşı ister ülkesinde ister yurtdışında işlenen suçlardır. Mavi Marmara olayı da bu suça dahildir. Buna dayanarak suç duyurusunda bulunuldu ve soruşturma başlatıldı. Bu soruşturma süresince tüm belgelere, adli tıp raporlarına, tanık beyanlarına başvuruldu. 28 Mayıs’ta da mahkeme açılması isteği üzerine suç duyurusu mahkemeye sevk edildi. Davanın ilk etabında sadece 4 sanık var. Bunlar üst düzey komutanlar. Davanın ilerleyen zamanlarında diğer askerler ve sivillerle ilgilide dosyaların açılmasını bekliyoruz. Burada istediğimiz şey, sanıkların yargılanması, gerekirse tutuklu olarak yargılanmasıdır.
Mavi Marmara gemisi dünyanın hemen hemen her yerinden büyük bir destek aldı. Bu destek hala daha sürüyor. Çocuklardan gençlere, gençlerden yaşlılara herkesin dilinde olan bu gemi, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, savaşa karşı adaletin barışın ve hukukun sembolü haline getirilmiştir. Şehit Furkan Doğan’ın isminin Afrika’nın sömürge altında ki bir vilayete kadar dahi duyulması herkes için özgürlük umudu oluyor. Kaldı ki iletişimin en zor yapıldığı kırsal bölgelerde bile bu umut sürüyor.
Kiliselerde bile Mavi Marmara için dualar edildiğini, törenler düzenlendiğini, hıristiyanlar da dahil insanların çocuklarına Furkan ismini koyduğunu görüyoruz duyuyoruz. Mavi Marmara tüm insanlığa umudu, eşitliği ve adaleti hatırlatan bir unsur haline geldi.
Mavi Marmara için bir ağabeyimiz; ‘Bu gemi sadece İslam dünyasının değil tüm insanlığın özgürlüğü adaleti ve eşitliği talep edenler tarafından oluşturuldu. Bu gemi insanlara umut etmeyi öğretti. Bu gemiyi hiçbir sermaye üretmedi.  Adil düşünen adil yaşayan insanlar sayesinde ve o insanlarla yola çıktı’ demişti. Bu çok kıymetli bir tabirdir.
Mavi Marmara olayı tarihe geçecek bir olaydır. Çünkü Gazze’ye ulaşmıştır, Arap Bahar’ı topraklarında hissedilmiştir, Afrika’nın sömürgelerine ve Arakan topraklarına, daha doğrusu herkese ve her yere ulaşmıştır bu olay. Buda Mavi Marmara gemisi ve yaşanılan olay dünyada önemli bir yer almıştır.
Dünyanın dört bir yanına ulaşan bu olay, sahiplenilen bu olay, Türkiye’de bazı kesimler tarafından sahiplenmiyor, kabul edilmiyor. Aynı kesim bu geminin neden böyle bir olayın yaşanacağını bilerek yola çıktığını, bu olayların arkasında zaten Amerika’nın olduğu gibi söylemlerle bu olaya karşı çıkıyorlar. Türkiye’de oluşan bu zeminin sebebi nedir?
Bunları düşünen kesim öncelikle, Türkiye’de yaşayan Müslümanların kendilerine özgüven duymalarını istemiyor. Kendi değerlerinizle bazı hakikatlere ulaşamayacağınız düşünülüyor. Ya birileri gibi olmanız gerekiyor ya da Türkiye’nin sahip olduğu konumu sebebiyle tüm ilişkilerinin iyi olması isteniyor. Elbette çevremizle barış içerisinde yaşamak durumundayız. Çünkü biz Müslüman bir halkız. Ve Peygamber efendimiz buyuruyor ki; ‘Barış sizin için en hayırlısıdır’. Bizlerde savaş yerine barışı destekliyoruz. Fakat çevrenizdekiler sizin inancınıza, değerlerinize ve görüşlerinize saygılı değilse ve her zaman kan dökmekten yana ise o hükümetlerle barış ilişkileri içinde olamazsınız.
 Bizler yürütülmek istenen bu politikaya karşıyız çünkü arkasında pekte masum olmayan düşünceler çıkıyor. Yürütülmek istenilen politika Türkiye’nin konumu ve gücüyle alakalıdır. Türkiye’nin İsrail’le Amerika’yla dost olan bir ülke ve tabii ki onların çıkarlarına hizmet eden bir ülke olunması istendi. Biz buna karşı çıkıyoruz. Bizler kendi değerlerine sahip çıkabilen mazlum halklara sahip çıkabilen, mazlum halklara sırtını dönmeyen ve o halkların neden mazlum olduğunu sorgulayan, bunu tüm dünyanın sorumluluğuna nakleden ve bu problemlerin çözümüne çalışan bir topluluk oluyoruz. İşte bu sorunları çözmek yerine daha çok sorun üreten İsrail ile dost kalmayı bırakalım bir ilişki içerisinde olmamız dahi mümkün değildir.
Mavi Marmara’ya destek veren 6 büyük kuruluştan biriside İHH İnsani Yardım Vakfı’dır. İHH sadece yardım taşıyan bir kuruluş değildir. İnsanları ve halkları yardıma muhtaç duruma düşüren politikaları da sorgulayan bir kuruluştur. İHH her zaman şeffaf ve açık konuşan bir kurum oldu. Bu Mavi Marmara öncesinde de sonrasında da böyleydi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın misyonu açık ve nettir. Birileri buna inanmayıp desteklemeyebilir. Fakat biz nasıl İsrail’le, İngiltere’yle mücadele ediyorsak onlarla da mücadele edeceğiz.
Apaçık bir şekilde olmasa da İngiltere ve ABD bu olayda İsrail’in karşısındaydı. Çünkü halkları böyle istiyor ve inanıyordu. İşte bu durumda Türkiye’de ki İsrail pozisyonundakiler tekrar tekrar bu durumu düşünmelidirler.
Böyle bir tepki karşısında günler aylar süren hata iki yıldır süren protestolar karşısında İsrail bu cürrete bu güce nasıl sahip olabiliyor?
Aslında İsrail böyle bir güce sahip değil. İsrail’e bu gücü karşısındakiler veriyor. İsrail’e bu gücü atfedenler var. Yani bu gücü karşısındakiler veriyor.
Aslında bu soruya en güzel cevabı Furkan Doğan kardeşimiz veriyor. Gemide daha saldırı olmamışken bir kardeşimizle muhabbet ediyor. Kardeşimiz Furkan’a ‘Ne düşünüyorsun? Etrafımızı en yüksek teknolojiye sahip İsrail askerleri sarmış durumda. Ne yapacağız?’ diye soruyor. Furkan’da; ‘İmanlı bir yürekten daha güçlü bir silah olamaz.’ diye adaletin ve vicdanın sesi olarak cevap veriyor.
İşte bir çok doğru bir yoldayız. Çok doru bir iş yapıyoruz ve çok doğru bir şeye inanıyoruz. Sonucu ne olursa olsun eğer bu inancı taşıyorsanız kazanan elbet  siz olursunuz. Hangi gücün daha büyük olduğunu bilemiyorsunuz. Teknoloji bir yere kadar yeterli oluyor.
İsrail’e güç atfetmek yerine İslam dünyasının kendine güvenmesi gerekiyor. Böylece tüm dünya İslam dünyasının yanında yer alıyor. Bana göre İsrail’in tek gücü vardır o da; Müslümanların İsrail’e düşüncesizce atfettiği güç.
 Yegane tek güç vardır: Allah!
Mavi Marmara olayında çokça bahsettiğimiz şehit Furkan Doğan’dan hem insanlık hem de gençlik ne gibi bir ders çıkarmalıdır?
Furkan Doğan’ı Furkan Doğan yapan sadece o gemiye binmesi, sadece o yolculuğa çıkması değildir. Furkan Doğan profili sadece şehitliğiyle anlatılabilecek bir profil değildir.
Furkan Doğan’ın hayatı şehadetine kadar öyle güzel inşa edilmiş bir hayatmış ki, Musab bin umeyr ile birlikte anılan bir gençten bahsediyoruz. Oysa birçok insan onu Musab bin umeyr ile anarken,‘bu çağda Musab bin umeyr bulunur muydu’ diye soruyorlar. Çünkü Furkan’ın önünde çok imkan vardı. Ailesinin maddi durumu açısından, okulu açısından, bulunduğu ortam açısından birçok dünyevi şeye sahipti. Fakat o yaşamı boyunca çalışıp çabalayan, ibadetlerini yerinde ve zamanında yapan, sürekli eğlenmek yerine başkaları için zamanını bir şeyler yapmaya ayıran, dünyada olan bitene karşı duyarlı olan, yeri geldiğinde gözyaşı döken mütevazi yeri geldiğinde de ön saftaymış gibi fakat arka planda kalıp çalışıp çabalayan bir gençten bahsediyoruz. İşte böyle bir genç bu gemide bulunmak istiyor, ve gemiye binmeden öncede yabancı öğrencilerin girdiği bir sınava giriyor.Daha gemiye yeni binildiğinde İHH başkanı Bülent Yıldırımın yanına geliyor ve ‘Ben tıp fakültesini tercih edeceğim puanımda yetiyor o bölüme ama siz bana Afrika’da yada savaş bölgelerine çalışmam için gönüllü olarak gönderirseniz bu bölümü tercih edeceğim. Yani mesleğimi hizmet etmek için gerçekleştirmek istiyorum.’ Diyor ve bu muhabbetle yolculuğa başlıyorlar. Yolculuk boyunca etraftaki tüm gönüllülere gönüllü olarak yardımcı oluyor. Her fırsatta sevap avcılığı yaparmış gibi oraya buraya koşturuyor. Son günde, saldırı olurken kamera işlerinden anladığı için o işe gönüllü oluyor. Ve bu görevi yaparken de İsrail askerleri tarafından şehit ediliyor. Diğer gönüllülerimize de baktığımızda hepsinin Furkan Doğan gibi hayatlarında çok büyük imkanların olduğunu fakat her zamanda Müslümanları düşündüklerini onların dertleriyle dertlendiklerini görüyoruz. Mavi Marmara şehitlerimizin ve katılımcıların hiç birisi ünlü bir profil değil dikkat edersek. Hepsi etrafında çokça bilinen ama önde olan insanlar değil. Yani popülariteye sahip olmak için değilde gerçekten yardım etmek için çalışan insanlar olduklarını görüyoruz.
Allah böyle güzel bir yaşamın sonunda Furkan Doğan ve diğer şehitlerimizi şehadet gibi bir nimetle ödüllendiriyor.
Buradan gençlerin çıkarması gereken şey; kolay olanı değil zor olanı seçmelidirler. Bizim gençlerimiz bu anlamda biraz kolaya kaçıyorlar. Mesela sosyal medyada bir fotoğraf paylaşmayı yada bir mesaj atmayı tercih ediyorlar. Onları da yaparken aslında savunduğunuz şeyin içinde olmanız ve onu bir ibadete dönüştürmeniz çok daha faydalı olacaktır. Yapıp ettiklerimizin, başkaları tarafından önemsenmesini değil de, rabbimizin ne kadar önemsediğini ve ne kadar razı olacağına önem vermeliyiz. Sadece klavye başında ya da ekran başında olmamamız lazım. Yeri gelince komşumuzun kapısını da çalmamız lazım.  İyilik alanında, hayr alanında neler yapabilirsek en iyisini yardıma ihtiyacı olanlar için yapmamız lazım. Mesela Furkan öyle bir gençmiş. Yaz kamplarına çalışmak için gidermiş. Ve herkes onun paraya ihtiyacı olan ailesinin durumu olmadığı için çalışan bir çocuk zannedermiş. Ama o sadece oradaki çocuklara abilik yapmak için, oradaki çalışanlara yardım etmek için o yaz kamplarında bulunurmuş.
Gençlerimiz hayatlarını gözden geçirmeliler. Yaptıklarını Kuran’a göre ya da Peygamberimize (sav) göre test etmek durumundayız.
Peygamberimiz etrafımızdakilere hatır sormayı buyuruyor. Fakat bizim gençlerimiz şimdi Suriye’de, Gazze’de ya da Arakan’da ki kardeşlerinin hatırını sormayı yolda ağlayan kardeşine dönüp bakmıyor. Yani Peygamberimizin sünnetinden haberdar değiliz.
Yaşamımızın her zamanını Kur’an ve sünnet çerçevesinden geçirmek Furkan’ın bizlere hatırlattığı en büyük sorumluluklarımızdan biridir.
Mavi Marmara gemisiyle ve olayıyla ilgili birçok şeyi anlattınız. Peki hala anlatılmayan, medya ve ya kamuoyu tarafından bilinmeyen duyulmayan bir şeyler var mı?
Mesela Mavi Marmara gemisinin hazırlık süreci medya tarafından görülmedi ve halkta bilmiyordu. Fakat o gece saldırının ardından tüm dünya ve Türkiye’de Filistin ve intifadası büyük yankı uyandırdı. Tamda bu noktada bilinmesi gereken şey aslında Filistin’de her gün insanlar ölüyor her gün yeni bir olay yaşanıyor. Bizler Mavi Marmara gemisinde bulunanlar olarak Filistin’de yaşananların çok küçük bir bölümünü yaşadık. Bu konuyla ilgili hala yoğun bakımda olan Uğur Süleyman Söylemez ağabeyimizin hanımının bu olayın ardından söylediği bir şey vardır. ‘Biz her durumda Filistin’in yanında oluruz, eylemlerde de yardımlarda da. Fakat gemide yaşadıklarımızdan sonra, eşimden sonra oradaki kardeşlerimin yaşadıklarını anladım, hissettim’ dedi. Biz gerçekten gemide Filistinli kardeşlerimizin yaşadıklarını yaşadık. Fakat biz, olan olaylara nazaran yaşadıklarımızı bir hap küçüklüğünde yaşadık. Onların yüz binlerce şehitleri var. Her aileden mutlaka bir şehit bulunuyor.
Bizim gemimiz işgal edildi. Onların vatanları, evleri işgal altındadır. Bizler sorgu süresince kötü muamele gördük. Onlar yıllardır bu muamelelere maruz kalıyorlar. Şimdi düşünelim. Türkiyeli Müslümanlar olarak Allah’a ve ümmete karşı sorumluluklarımızı, Filistinli insanların Allah’a ve ümmete karşı olan sorumluluklarını düşünelim. Mescid-i Aksa sadece Filistinliler için mi kutsal, sadece onların sorumluluklarında mı? Tabii ki bu kutsallar, sorumluluklar hepimiz için. İşte bu yüzden birbirimize destek olmamız, dertleriyle dertlenmemiz gerekir.
Gündemimizin yoğunluğundan olsa gerek halk ve medya olarak unutma hastalığımız var. Gündemimizde olması gerektiği gibi Arakan ve buradaki Müslüman halkın durumu var. Fakat bu durum konuşulurken Filistin’i ve Gazze ablukasını unuttuk. Gazze ablukası ve Filistin’de son durum nedir?
Mavi Marmara’dan sonra nispeten de olsa saldırılar hafifledi. Çünkü İsrail bu olayla birlikte uluslararası kamuoyunda göze battı. Bu durumu hafifletmeye çalışıyor. Her halukarda bir deniz ablukası devam etmektedir ve biz bunun kaldırılmasını istiyoruz. Gazze halkı her hak sahibi gibi seyhat hatta yaşama özgürlüğüne kavuşmak durumundadır.
Aslında buradaki sorununda, İsrail’de ve İslam dünyasındaki sorununda merkezi Kudüs’tür. Biz İslam dünyası olarak Kudüs sorununu idrak etmeden, İsrail’in Kudüs üzerindeki politikalarını anlamadan Gazze’de ki abluka sorununu çözemeyiz. Bu açık bir inanç eksenli bir mücadeledir.
Birleşmiş milletler İnsan Hakları komisyonunun hazırladığı Mavi Marmara raporu uluslararası kamuoyunda yayınlandığında nasıl bir yankı uyandırdı?
Bu rapor belgelere dayalı yayınlanan bir rapordur. Gemide yaşanan her şeyi çatlak sorgulama tekniğiyle sorguladılar. Yani otopsi raporlarından hazırlık aşamasına, fotoğraflardan videolara, geminin tüm belgelerinden tanıkların ifadesine her şeyi ele aldılar bu raporu hazırlarken. Bağımsız hukukçuların ve uzmanların oluşturduğu komisyon tarafından bizimde hakikatine güvendiğimiz bir rapor hazırlandı. Sonucunda da komisyona kabulü için oylamaya sunulduğu zaman, büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Açıkça o gemide nasıl bir suç işlendiği ortaya konuldu.
Mavi Marmara tarihe geçecektir dediniz. Peki bunu kısaca anlatmak istersek, İsrail ve ablukası tarihe nasıl geçecektir?
Mavi Marmara olayı tarihe İsrail’in meşruiyetini kaybetmesi olarak geçecektir. Mavi Marmara olayı, canlı yayında, o saldırının tüm dünyaya naklen yayınlandığı bir zamanda İsrail’in uluslararasında oluşturduğu duvarı deldi. TIMETURK / Şeyda Karkoç

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.