İsrail'in Müdahalesi Üzerine Bir Değerlendirme
İsrail'in Müdahalesi Üzerine Bir Değerlendirme

31 Mayıs 2010, Pazartesi

 

İsrail'in Müdahalesi Üzerine Bir Değerlendirme

 

Ercüment Tezcan

 

Bilindiği gibi 31 Mayıs sabahı İsrail deniz kuvvetlerinden komandolar Gazze’ye insani yardım götürmekte olan gemilere saldırdı. 30 Mayıs Pazar akşamı gerek İsrail’le gemi arasında kurulan irtibattan, gerekse İsrail’le Türkiye arasındaki görüşmelerden İsrail’in gemilerle gelen malzemeyi kontrol etmek istediği biliniyordu. Türkiye’nin 10 000 ton insani yardım malzemesinin Gazze’ye gitmesine izin vermesi talebine İsrail tarafı denetimden geçtikten sonra olabileceği şeklinde bir cevap vermişti. Ancak tabi bu noktada İsrail’in gerekli denetimi yaptıktan sonra bu malzemeyi Gazze’ye gönderip göndermeyeceği konusu tartışmalıdır. 

Önce neden Gazze’ye insani yardım götürüldüğü konusu akla geliyor ki, burada aylardır bu bölgenin İsrail tarafından abluka altında tutulduğunu belirtmek gerekir. Bu ablukanın gayri-insani boyutlarda olduğu hiç kuşku götürmez. Ancak İsrail tarafı bu ablukanın güvenlik gerekçesiyle yapıldığını savunmaktadır. Bu noktada abluka altındaki bölgeye acil ihtiyaçların gönderilmesi konusu eskiye oranla daha esnek bir seyir izlemektedir. 

Dolayısıyla olayın patlak verme sebebi olarak önce insani yardımların Gazze’ye ulaştırılmaması konusu çok net değildir. Zira açık bir redden daha ziyade İsrail’in denetiminde bu yardımların Gazze’ye gönderilmesi söz konusuydu. 

Gelelim bizzat saldırıya. Saldırının sonucu kuşkusuz çok kötüdür. Zira insani yardım için giden insanların katledilmesi söz konusudur. Ancak bu noktada da İsrail tarafından yapılan açıklamalar dikkat çekicidir. Bu açıklamalara gore normalde İsrail’in amacı bizzat gemilere saldırmak değil, gemileri ilgili limana yanaştırmamaktır. Ancak deniz komandolarının gemiye müdahalesi esnasında kendilerine bıçak çekildiği hatta kurşun atıldığı, bunun üzerine askerlerin kendilerini savunmak için ateş etmek zorunda kaldıkları da gene yapılan açıklamalarda yer alıyor. Tabi bu da aslında çok klasik bir açıklama gibi görülebilir. Dolayısıyla İsrail’in BM ya da AB’ye yapacağı açıklamalarda meşru müdafaa tezini sıkça işleyeceğini söylemek yanlış olmaz. 

Saldırının uluslararası sularda yapıldığı hususu da gene önplana çıkıyor. Ancak İsrail tarafına gore bu da ihtilaflı. Ancak ne olursa olsun, İsrail açısından sözkonusu gemiler güvenliğine bir tehdit oluşturmakta ve İsrail güvenliğini korumak için bu gemilere müdahale hakkını kendinde görmekte. Ayrıca yardım malzemelerinin Gazze’ye gönderilmesi noktasında İsrail tarafından açık bir redden daha ziyade kontrollü bir şekilde bu yardımın bölgeye gönderilmesi istenmektedir. Bu noktada da gene insani yardım malzemesinin mutlaka bir devletin kontrolünden geçmesi noktasında bir yükümlülük bulunup bulunmadığı tartışmalıdır. İşte asıl bu nokta İsrail’in tezlerini güçlendirecek ya da zayıflatacak bir güce sahiptir. 

Tüm bu yukarıda yazılanlar teknik anlamda olayın hukuki boyutunu ilgilendirmekte. Ancak olayda hukuktan daha ziyade insani bir boyut olduğu, hangi gerekçeyle olursa olsun, zulüm altında olan insanlara yardım götürmeye çalışan insanların engellenmesi, daha da kötüsü hayatlarını kaybetmeleri sözkonusu. Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner’in “hiçbir şey ölümü meşru kılmaz” sözü bu boyutu ön plana çıkarıyor. 

Gelelim saldırının diplomatik sonuçlarına: öncelikle bu saldırı, 3 hafta kadar önce başlayan gayri resmi İsrail-Filistin görüşmelerini mutlaka etkileyecektir. Diğer yandan önümüzdeki hafta Obama ile görüşecek olan Netanyahu’nun bu saldırı sonucunda eli zor durumda kalacaktır. Son olarak İsrail’in uluslararası camiada yalnızlaştırılması ister istemez gündeme gelmektedir. AB’den yükselen sesler İsrail açısından hiç iç açıcı değildir. 

Bu olay 2000 yılında Filistin’e destek için yapılan bir gösteri esnasında İsrail polisi tarafından öldürülen 10 Arap kökenli İsrailliyi akla getiriyor. Ancak bir fark var ki orada öldürülenler İsrail vatandaşıyken burada öldürülenler diğer milletlere mensup kişilerdir. 

Bu noktada son olarak İsrail’e karşı bu tutumundan dolayı uluslararası alanda ne yapılabileceği hususu akla geliyor. Muhtemelen BM Güvenlik Konseyi’nin toplantıya çağrılması ve İsrail’e karşı bir kınama kararı çıkarılması söz konusu olabilir ki, böyle bir kararın çıkması ABD’nin bu tür konulardaki tutumu nedeniyle pek mümkün gözükmüyor. Ancak hukuki boyuttan daha ziyade siyasi anlamda İsrail’in tepkilerle karşılacağını söylemek mümkündür. 
 

 
 

Ercüment Tezcan

 
 

31 Mayıs 2010, Pazartesi

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.