İsrail Barışa Geçit Vermiyor: Gazze Yardım Konvoyuna Saldırı
İsrail Barışa Geçit Vermiyor: Gazze Yardım Konvoyuna Saldırı

31 Mayıs 2010, Pazartesi

 

 

İsrail Barışa Geçit Vermiyor: Gazze Yardım Konvoyuna Saldırı

 

Serpil Açıkalın

 

Gazze limanına doğru yola çıkan ve haber ajanslarının verdiği bilgilere göre yoğunluklu olarak Türklerin oluşturduğu 50 ülkeden(bazı kaynaklarda 32) yaklaşık 1000 kişiyi barındıran yardım gemilerinin oluşturduğu konvoya bugün sabahın ilk ışıklarında İsrail kuvvetlerince saldırıldı. 

Saat 4.30 sıralarında başlayan İsrail askeri saldırılarının aslında sembolik bir öneme sahip olduğunu görmekteyiz. Yani Ocak ayında Mısır’dan büyük zorluklarla giriş yapan konvoyun ardından, denizden ulaşım ülkeye sadece insani yardım götürme amacından daha büyük bir anlam taşımaktaydı; eğer bu gemi Gazze’ye ulaşmış olsaydı bu çok önemli bir adım olacaktı. Bu iznin ardından ilerleyen günlerde dünyanın farklı bölgelerinden yola çıkacak olan diğer gemilerin de de aynı şekilde ablukayı kırma girişimleri başlayacaktı. 

Artık gördüğümüz, güvenlik konusunun ülkeler açısından bir algılama meselesine dönüştüğü. Bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrası dönemde ABD’nin önleyici saldırılar şeklinde başlattığı söylemler başta olmak üzere, İran’daki nükleer kriz iddialarında da açıkça görüldü. Günlerdir Türk yetkililerin yaptıkları açıklamalar yardım konvoyunun sivil boyutlu bir hareket olduğu yönündeydi. Ancak İsrail,uyguladığı ablukalar yoluyla Hamas’ın elini zayıflatabileceğinden ve bir gün Gazze halkının Hamas’a destek vermekten bıkarak pragmatik davranışlar göstereceğinden umutlu olduğundan, yardımların bir başlangıç niteliğinde olduğunu ve İsrail’in umut bağladığı bu olasılığı sekteye uğratacağını düşünüyordu. Bunun baskısını üstünde hisseden İsrail için, 2006 yılında Lübnan savaşında ve 2008’in sonunda Gazze’de yaptığı saldırıların ardından olayların unutulması ve hatta 2006 sonrası her ne kadar Hizbullah’a verilen destek artmış olsa da aynı zamanda silahsızlanma baskınının da artması ve 2009 sonrası dönemde Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıların azalması sığınılacak en büyük argüman. 

İsrail kendisini temize çıkartabilecek her yola başvuruyor. Yardım konvoyundakilerin yakınlarının söyledikleri, eşlerinin ve çocuklarının değil bıçak, tırnak makası dahi almadıkları şeklinde. İsrail’in savunması ise ‘biz onlara söylemiştik’ şeklinde. Bu açıklama uluslararası sularda ilerleyen bir gemiye saldırma durumunda hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu ancak korsanlık sınıfına girebilecek bir sınıflandırma. İsrail basını olaylar öncesinde sürekli olarak Türk ekibinin Hamas ile bağlantılı olduğunu iddia etmekteydi. Bugün de aynı iddialar geçerli ve buna ek olarak bu sabah çok erken saatlerde Der Spiegel’in de İsrail yanlısı bir tutumla gemilerde Türk askerinin olduğu şeklinde haberler verdiğini gördük. Bu haberler biraz önce de belirttiğimiz gibi minareyi alan kılıfını da hazırlar açıklamasına uygun açıklamalar. Bu açıklamalar İsrail tarafından tekrarlanacak, bu konuda makalelerde yazılacak, röportajlar verilecek. 

Akıllara gelen ilk soru ‘peki bundan sonra neler olacak?’ şeklinde. Türkiye’nin yapması gereken İsrail’in suçlamalarının doğru olmadığının vurgulanması olmalı. Ayrıca bundan sonra sorunun İsrail ve Filistin boyutundan dahi çıkarak artık Türkiye ve İsrail sorununa dönüştüğü görülüyor. Türkiye’deki protestolar haklıdır ve yapılmalıdır. Ancak burada en önemli husus ideolojik ve inanca dayanan değil, Gazze’nin insani krizini vurgulayan bütünsel hareketlerin benimsenmesidir. Tıpkı önceki saldırılarda olduğu gibi, İsrail yine Türk halkını anti-semitik olmakla suçlayacaktır.

Türkiye BM Güvenlik Kurulu'na konuyu taşıyacaktır; ancak ABD’nin desteği alınmadığı takdirde İsrail tıpkı bundan önce yaşandığı gibi yine saldırılarına devam edecek ve yine haklılık iddialarında bulunacaktır. Yapılacaklardan birisi de sabah saat 5’ten itibaren gemiden yapılan yayınların sık sık gösterilmesi ve uluslararası ajanslara ulaştırılmasıdır. Bu görüntüler Türkiye’nin elindeki en önemli verilerden birisidir. İsrail'in sabahın ilk ışıklarında yayın yasağı koyduğuna ve gemilere yapılan baskılarda öncelikle içerideki çekimlerin engellendiğine şahit olduk. Bunun anlamı saldıranların gösterilmemesi ve İsrail'in bugün ortaya koyduğu 'bize saldırıldı' argümanını güçlendirmek amaçlıdır. 

Ortadoğu’da savaş söylentileri aylardır sürüyordu. İsrail yerleşimler girişimi sonrası ortaya koyduğu barış görüşmeleri söylemlerinin arkasında durmadığını bu saldırılarla bir defa daha göstermiş oldu. Yaşadığımız deneyimler ışığında artık öğrendik ki, İsrail ne zaman barış dese biliyoruz ki saldırılar ve savaşlar yaklaşıyor. 

 
 

Serpil Açıkalın

 
 

31 Mayıs 2010, Pazartesi

 

 

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.