İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR” KONULU DEĞERLENDİRME
İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR” KONULU DEĞERLENDİRME

“İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR” KONULU DEĞERLENDİRME"

 

  1. MEVZUAT

 

  1. Roma Statüsü m.7


İnsanlığa karşı suçlar

 

1. Bu Statünün amaçları bakımından “insanlığa karşı suçlar”, herhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen aşağıdaki fiilleri kapsamaktadır:

(a) Öldürme;

(b) Toplu yok etme; (c) Köleleştirme;

(d) Nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli;

(e) Uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal ederek, hapsetme veya fiziksel özgürlükten başka biçimlerde mahrum etme;

(f) İşkence;

(g) Irza geçme, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkla diğer cinsel şiddet şekilleri;

(h) Paragraf 3’te tanımlandığı şekliyle, her hangi bir tanımlanabilir grup veya topluluğa karşı, bu paragrafta atıf yapılan her hangi bir eylemle veya Mahkemenin yetki alanındaki her hangi bir suçla bağlantılı olarak siyasi, ırki, ulusal, etnik, kültürel, dinsel, cinsel veya evrensel olarak uluslararası hukukta kabul edilemez diğer nedenlere dayalı zulüm;

(i) Kişilerin zorla kaybedilmesi;

(j) Apartheid (Irk ayrımcılığı) suçu;

(k) Kasıtlı olarak ciddi ıstıraplara ya da bedensel veya zihinsel veya fiziksel sağlıkta ciddi hasara neden olan benzer nitelikteki diğer insanlık dışı eylemler.

2. 1. paragrafın amaçları bakımından:

(a) “Herhangi bir sivil topluluğa yöneltilmiş saldırı”, devlet ya da kurumsal bir politikanın uzantısı ya da bu politikanın daha da ileri götürülmesine yönelik olarak 1. paragrafta belirtilen eylemlerin herhangi bir sivil topluluğa karşı müteaddit kereler yapılması anlamına gelir;

(b) “Toplu yok etme”, nüfusun bir bölümünü yok etmek amacıyla, yiyecek ve ilaca erişimden mahrum bırakmanın yanı sıra yaşam koşullarını kasten kötüleştirmeyi de içerir;

(c) “Köleleştirme”, kadın ve çocuklar başta olmak üzere, bir kişi üzerinde sahiplik hakkına dayalı yetkilerin, insan ticareti dahil kullanılması anlamına gelir;

(d) “Nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli”, uluslararası hukukta izin verilen gerekçeler olmaksızın, bir yerde hukuka uygun olarak ikamet eden insanların zorla yerlerinden edilmeleri ya da başka zorlayıcı fiillerle yer değiştirilmeleri anlamına gelir;

(e) “İşkence”, hukuksal yaptırımların doğasına ve buna bağlı olarak kaynaklanan acı veıstırap hariç olmak üzere, gözaltında bulunan veya sanığın gözetiminde bulunan bir kişinin, fiziksel ya da zihinsel olarak şiddetli acı veya ıstırap çekmesini bilerek sağlama anlamına gelir;

(f) “Zorla hamile bırakma”, uluslararası hukukun ciddi bir şekilde ihlali veya bir topluluğun etnik bileşimini değiştirme amacıyla, bir kadının arzusu olmadan zorla hamile bırakılması anlamına gelir; ancak bu tanım, hiçbir şekilde hamileliğe ilişkin ulusal yasaları etkileyecek şekilde yorumlanamaz;

(g) “Zulüm”, bir grubun veya topluluğun, kimliğinden dolayı, uluslararası hukuka aykırı olarak, temel haklardan ağır bir şekilde mahrum bırakılması anlamına gelir;

(h) “Apartheid (Irk ayrımcılığı) suçu”, bir ırkın, başka birırk grubu veya grupları üzerinde, sistematik hakimiyet ve baskı kurmaya yönelik kurumsal bir rejim çerçevesinde ve bu rejimi koruma amacıyla işlediği ve 1. paragrafta sözü edilen insanlık dışı fiiller anlamına gelir;

(i) “Kişilerin zorla kaybedilmesi” bir devlet veya siyasi bir örgüt tarafından ya da onların yetkisi, desteği ve bilgisi dahilinde, kişilerin gözaltına alınması, tutuklanması veya kaçırılmasını takiben, bu kişilerin uzunca bir süre, kanun korumasından uzak tutulması amacıyla, nerede oldukları ve akıbetleri hakkında bilgi vermeyi reddetme ve bu kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları bilgisini inkar anlamına gelir;

3. Bu Statünün amacı bakımından “cinsiyet” toplumsal bağlamda, kadın ve erkek olmak üzere iki cinse atıf yapmaktadır. “Cinsiyet” terimi, yukarıda açıklanandan başka bir anlam taşımamaktadır.

 

  1. Türk Ceza Kanunu (TCK)  m. 77:

 (1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:

a) Kasten öldürme.

b) Kasten yaralama.

c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.

d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.

e) Bilimsel deneylere tabi kılma.

f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.

g) Zorla hamile bırakma.

h) Zorla fuhşa sevketme.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.

  1. TBMM Adalet Komisyonu Tarafından Benimsenen TCK m.77 Gerekçesi

Maddede, bir planın uygulanması suretiyle ve siyasal, felsefî, ırkî veya dinsel saiklerle nüfusun sivil bir grubuna karşı, sürgün etme, esir hâline getirme, kitle hâlinde ve sistematik olarak kişileri öldürme, insanların kaçırıldıktan sonra yok edilmeleri, işkence veya insanlık dışı işlemlere veya biyolojik deneylere tâbi kılma, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme fiillerinin işlenmesi insanlığa karşı suç sayılmıştır.

Bu madde, Nürnberg Mahkemesi Statüsünün 6 (c) maddesinden esinlenerek kaleme alınmıştır. Nitekim yeni Fransız Ceza Kanunu da 212-1 inci maddesi yönünden aynı surette hüküm getirmiştir. Dikkat edilmelidir ki, bu maddedeki hareketler bir grubun, grup olarak imha edilmesi amacıyla işlenecek olursa soykırım suçuna dönüşür.”[1]

 

 

  1. ULUSLARARASI HUKUK VE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR

“Uluslararası suçlar” kavramı ile uluslararası hukuka aykırılık teşkil eden ve uluslararası sözleşmelerle kovuşturulması kabul edilen suçlar anlaşılmaktadır. Uluslararası suçlar ikiye ayrılmaktadır; uluslararası hukuk suçları ve diğer uluslararası suçlar. “Uluslararası hukuk suçları” veya “uluslararası hukuka karşı suçlar” kavramı ile doğrudan uluslararası hukuka göre cezai sorumluluğu gerektiren fiiller kastedilmektedir. Doktrinde uluslararası hukuk suçları kategorisinde soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı savaşı (saldırganlık) suçu olarak dört grup suç sayılmaktadır.  Bu suçlar aynı zamanda çekirdek suçlar olarak da ifade edilmektedir ve uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren en ağır suçlardır. Terör suçlarının uluslararası hukuk suçları içeriğinde yer alması bakımından ise hala doktrinde birçok tartışma devam etmekte olup, bu tartışmaya yönelik birçok makale yazılmıştır. Roma Statüsü’nün hazırlanması aşamasında özellikle Türkiye tarafından talep edilen, terörizmin de bir uluslararası hukuk suçu olarak kabul edilmek suretiyle Statüye dahil edilmesi önerisi kabul edilmemiştir, ancak zaten terör saldırılarının birçoğu çekirdek suçlardan olan insanlığa karşı suçlar veya savaş suçları niteliği taşıdığından bu içerikte değerlendirilmeleri mümkündür[2]. “Diğer uluslararası suçlar” bakımından ise doğrudan uluslararası hukuka göre bir cezai sorumluluk öngörülmemekte ancak uluslararası sözleşmelerle devletlere bu fiillerin cezalandırılmasını sağlama yükümlülüğü getirilmektedir. Uluslararası hukuk suçlarını işleyen fail, doğrudan uluslararası hukukun içeriğinde yer alan bir ceza normunu ihlal etmekte ve doğrudan uluslararası hukukun ceza normlarına dayanarak failin cezalandırılması mümkün olmaktadır. Diğer taraftan, diğer uluslararası suçların kovuşturulması ve cezalandırılmasının temelini uluslararası hukuk değil, iç hukuka dahil edilen uluslararası sözleşmeler oluşturmaktadır.

Nürnberg Mahkemesinde insanlığa karşı suçlar "savaş süresince veya savaştan önce öldürme, imha, köleleştirme, sürgün ve sivil insanlara karşı girişilen diğer insanlık dışı muameleler veya mahkemenin yargı kapsamına giren suçlarla ilintili dini, siyasi veya ırkçı nedenlerden dolayı yargılama" şeklinde tanımlanmıştır. EYUCM ve RUCM Statüleri ise birbirlerine benzer içerik taşıyan tanımlamalarda bulunmuş ve şunlar sayılmıştır; öldürme, imha, köleleştirme, sürgün, hapis, işkence, tecavüz, siyasi, ırksal ve dini nedenlerden dolayı yargılama ve diğer insanlık dışı muameleler. Roma Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ise bu sayılanlara ilave olarak ırk ayrımı ve insan kaybını da insanlığa karşı suçların içeriğine dahil etmiştir. Anlaşıldığı üzere Roma Statüsünde, insanlığa karşı suçlar daha ayrıntılı ele alınmıştır. Yukarıda sayılan fiillerin insanlığa karşı suç oluşturabilmesi için bazı koşulların gerçekleşmesi aranmaktadır. EYUCM Statüsü'ne göre bu koşullar, uluslararası ve ulusal nitelikteki bir silahlı çatışmanın olması ve bu çatışmalar sırasında eylemin sivillere yönelik olmasıdır (m.5). Bunlara ilave olarak, RUCM Statüsü, bir eylemin insanlığa karşı suç oluşturabilmesi koşullarını; siyasal, ulusal, ırksal, etnik ve dini nedenlerden ötürü sistematik ve geniş çaplı olarak sivillere yönelik doğrudan eylemler olarak saymaktadır (m. 3). Roma Statüsü’nde ise, insanlığa karşı suçları oluşturan eylemlerin, sivillere karşı doğrudan yapılması ya da sistematik bir eylem niteliğinde olması gerektiğini belirtmektedir (m.7)[3]. Belirtilen maddeleri biraz daha açmak ve farklılıkların üzerinden geçmek gerekir; buna göre UCM ve RUCM statülerinde de belirtildiği gibi, uluslararası hukuk, insanlığa karşı suçları oluşturan eylemlerin mutlak bir silahlı çatışma durumu olması gereğini göz önünde bulundurmamaktadır. EYUCM Statüsünde insanlığa karşı suçlar doğrudan sivillere karşı girişilen eylem olarak belirtmesine rağmen, eylem ile silahlı çatışma veya eylem ile sivillere karşı saldırı arasında belirsizlikler mevcuttur. İnsanlığa karşı suçlara ilişkin mahkeme statülerinde görülen ikinci farklılık, RUCM Statüsünün insanlığa karşı suçlar için bu suçun dini, ırksal, etnik, siyasi ve ulusal temelde sivil halka karşı girişilen sistematik veya yaygın saldırı niteliğinde olması gerektiği ifade edilmişken (m.3), EYUCM Statüsünde bu gibi koşullar ileri sürülmemiştir. Üçüncü farklılık, insanlığa karşı suç oluşturan eylemlerin RUCM Statüsünde "yaygın ve sistematik olma" durumunun belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu iki durumu belirten mahkeme kararlarına rastlamak mümkündür. EYUCM Statüsünde bu ifade bulunmamaktadır. Eylemin "yaygın ve sistematik" olma durumu Roma Statüsünde de belirtilmiştir. Üç farklılık göz önünde tutularak denilebilir ki bir eylemin insanlığa karşı suç oluşturabilmesi şu genel ilkeleri içermesi gerekir: yaygın ve sistematik bir saldırı olması, sivillere yönelik olması, siyasi, ulusal, ırksal, etnik veya dini temele dayalı olması[4].

 

  1. TÜRK CEZA KANUNU ve İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR

TCK m.77 için Adalet Komisyonu’nun benimsediği gerekçeye bakıldığında görülecektir ki TCK m.77’nin dayanağı Nürnberg Mahkemesi’ni kuran Londra Antlaşması’dır. Doktrinde birçok görüşe göre Nürnberg Mahkemesi’ni kuran bu belgeye dayanmaktansa, niteliği itibari ile daha genel ve kapsayıcı olan Roma Statüsü’ne dayanarak TCK m. 77’nin yapılandırılması daha uygun olurdu. Bu görüşlerin temel dayanağı da Roma Statüsü’nün Londra Antlaşması’nın aksine gerçek anlamda evrensel katılımlı bir uluslararası anlaşma metni olmasıdır.  

Uluslararası hukukta ise insanlığa karşı suçların düzenlenmiş olduğu ilk uluslararası belge, 1945 tarihinde toplanan Londra Konferansı sonunda açıklanan Nürnberg Mahkemesi’ni kuran Londra Antlaşması’dır. Ayrıca suçun ilk tanımlaması da Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCMN) statüsünde yapılmıştır. Bunun dışında da UCMY statüsü m.5’te, UCMR statüsü m.3’te insanlığa karşı suçların farklı şekilde tanımlandıkları görülmektedir. Ancak en geniş tanımlama Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yapılmaktadır. TCK m. 77 ise yukarıda bahsettiğimiz gibi Nürnberg UCM’nin statüsü dikkate alınarak hazırlanmıştır.

            TCK’nın farklı bir kaynağa dayanması sebebiyle Roma Statüsü m.7’de yer alan “insanlığa karşı suçlar” ile TCK m.77’yi karşılaştırdığımızda bazı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bunları kısaca saymak rapor için elzemdir: TCK m. 77’de fiillerin “siyasal, felsefi, ırki veya dinsel saiklerle” işlenmesi ile sınırlandırılarak özel kast aranmıştır. Buna karşın Roma Statüsü ve genel olarak uluslararası hukukta benimsenen görüş ise insanlığa karşı suçların genel kast ile işlenebilmesi üzerinedir. Diğer bir farklılık ise Roma Statüsü bakımından maddede sayılan fiillerin sivil nüfusa karşı yöneltilmiş saldırıya dayanması gerekmesidir. TCK’da ise “toplumun bir kesimine karşı işlenmesi” denilerek aynı şeyin kastedildiğini düşünenler olduğu gibi, bu kavramların farklı bir unsuru ifade ettikleri görüşünde olanlar da vardır. TBMM Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen metinde “nüfusun sivil bir grubuna karşı” işlenmesinden söz edilmekteydi ancak TBMM’de bu kısmın değişikliğinin “madde metninin ilgili uluslararası sözleşmelerle uyumunun sağlanması” gerekçesi ile yapılması, bu değişikliğin ve sunulan ifadenin TCK’daki mağdurun uluslararası hukukta öngörülen mağdur kategorisinden ayrıştığını göstermesi mümkün değildir[5]. Bu ifade farklılığına ilave olarak TCK m.77’de sayılan fiillerin “bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi” aranmaktadır. Bu ifadeyle amaçlanan belirli bireylere yönelik münferit saldırıları TCK m.77’nin dışında tutmaktır. Diğer yandan, Roma Statüsü’nde ve ad hoc mahkemelerin kurucu anlaşmalarında “yaygın ve sistematik bir saldırı” aranmaktadır. TCK’da yaygın ifadesi kullanılmamış sadece sistematik olması aranmıştır. Son olarak, Roma Statüsü’nde insanlığa karşı suçun maddi unsurunu oluşturacak olan hareketlerin sayısı TCK’ya nazaran daha geniştir. Bir başka ifadeyle TCK’da sayılan fiiller Statü’ye nazaran sınırlıdır.

  1. TCK Bağlamında Suçun Unsurları

İnsanlığa karşı suçta korunan hukuki değer maddi unsur kapsamındaki fiile göre bireylerin maddi manevi varlığıyla birlikte bir toplum kesiminin varlığını da korumaktadır. Bunun yanında pek tabi uluslararası barış ve güvenlik söz konusu olduğundan uluslararası toplum da korunmaktadır[6]. Zaten insanlığa karşı suçların ayırt edici özelliği, uluslararası barış ve güvenliği tehdit edici ve uluslararası suçları teşvik edici bir niteliğe sahip olmasıdır[7].

İnsanlığa karşı suçun faili herkes olabilir. Bu kişinin veya kişilerin insanlığa karşı suçu devlete bağlı bir görevli olarak veya devletin açık veya açık olmayan onayı veya teşviki ile işlemesi bir zorunluluk değildir. Failin sivil veya askeri nitelik taşıması aranmamaktadır[8]. İnsanlığa karşı suç fiillerinin işlendikleri ülkenin iç hukukuna aykırılık oluştursun veya oluşturmasın insanlığa karşı suç olarak nitelendirilebilirler[9].

İnsanlığa karşı suçun mağduru ise her ne kadar TCK m. 77’de “toplumun bir kesimi” olarak ifade edilse de sivil nüfustur. Genel olarak sivil nüfus “savaşçı(muharip) statüsü” tanınmayan herkesi kapsamaktadır. Kızılhaç Örgütü’nün “Uluslararası Örfi İnsancıl Hukuk Raporu”nda yer alan kural 3’te belirttiği üzere de siviller silahlı kuvvetler mensubu olmayan şahıslardır[10]. Savaşçı veya savaşan statüsünde yer alanlar ise çatışma taraflarının silahlı kuvvetlerini oluşturan herkestir ve Uluslararası Örfi İnsancıl Hukuk Raporu’nda yer alan kural 5’te belirtildiği gibi tıbbi ve dini personel ayrık tutulmaktadır[11]. Bu ayrıma ilave olarak savaşan kişinin yaralanması veya silahını bırakması durumunda çatışma dışında kalan eski savaşan da TCK m.77’deki suçun mağduru olabilmektedir. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin içtihadına göre, mağdurun sivil olup olmadığı noktasında şüphe varsa bu durumda sivil olduğu kabul edilecektir.

 TCK m. 77’de suçun maddi unsurunu oluşturan fiiller sayılmıştır. Bu fiillerin çoğu TCK’da ayrıca suç olarak düzenlenmiştir. Bu fiillerin insanlığa karşı suç niteliği taşıyabilmesi için ise “bir plan doğrultusunda sistemli olarak” işlenmesi gerekmektedir. Münferit ve tesadüfi olmayan bir plan ve politikanın varlığını gerektiren “sistematik” olarak ifade edebileceğimiz fiiller insanlığa karşı suçu oluşturur. Ayrıca mağdurların salt çok sayıda olmasının insanlığa karşı suçu oluşturmaya yetmemesidir. Ancak suç kurbanlarının çokluğu, saldırının Roma Statüsü’nde yer alan “yaygın” ifadesinin karşılanmasını sağlar[12]. Suçun ancak ve ancak bir politika dahilinde “sistematik” nitelik taşıyacak şekilde işlenmesi insanlığa karşı suçu diğer suçlardan ayıran unsur olacaktır. Belirtmek gerekir ki, eylemlerin mutlaka bir devlet politikası olması zorunlu değildir. TCK m. 77 suçun askeri nitelik taşır bir şekilde işlenmesi gibi bir sınırlamaya da gitmemiştir.

TCK m. 77’de sayılan fiiller “siyasal, felsefi, ırkî veya dinsel saiklerle” yapılması gerekir ki insanlığa karşı suçlardan bahsetmek mümkün hale gelsin. Dolayısıyla suç manevi unsur olarak özel kasta bağlanmıştır. Bu özel kast ve maddede sayılan saikler ile aslında suçun işlenmesinde ayrımcı bir niyetin (discriminatory animus) varlığı aranmaktadır[13]. Uluslararası hukukta ise insanlığa karşı suç genel kasta bağlanmıştır; raporu alakadar eden Roma Statüsü’nde de manevi unsur genel kasttır. Roma Statüsü’ne göre fail, sivil nüfusa yönelik yaygın ve sistematik saldırının varlığını bilmeli ve maksatlı olarak bu sürece katılmalıdır. Buna karşılık failin, saldırının tüm özelliklerini veyahut saldırı plan ya da politikasının kesin detaylarını bildiğinin ispatlanması zorunlu olmayacaktır.[14] Anlaşılacağı üzere maddi unsurlardan biri olan “plan” ve “sistemli olan” unsurlarını bilmeyen bir kimse kasten hareket etmiş sayılamayacağı için insanlığa karşı suçtan sorumlu tutulmayacaktır. Ayrıca Roma Statüsü’nde m.7 f.1’de g bendi hariç tüm bentlerde yer alan insanlığa karşı suçların herhangi bir sivil topluluğa karşı işlenmesi yeterlidir. Ancak Fakat bu tür belirlenebilir bir topluluğa karşı suç işlenmişse Roma Statüsü’nün 7. maddesinin 1. fıkrasının g bendindeki insanlığa karşı suç türü işlenmiş olur, insanlığa karşı suçların diğer türlerinin herhangi bir sivil topluluğa yönelmiş olması yeterlidir[15].

İçtima bakımından ise, TCK m.77/2’de de belirtildiği üzere, kasten yaralama ve kasten öldürme suçları bakımından, mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Diğer suçlar bakımından ise ne kadar işlenirse işlensinler bir tek insanlığa karşı suç var sayılacaktır[16].

  1. “Toplumun Belli Bir Kesimine Karşı İşlenmesi” ve “Bir Plan Doğrultusunda Sistemli Olarak Suçun İşlenmesi” Unsurlarının Ayrıca İncelenmesi

 

  1. Topumun Belli Bir Kesimine Karşı İşlenmesi

TCK m.77’nin yukarıda farklılığına dikkat çektiğimiz unsurlarından olan “toplumun belli bir kesimine karşı işlenmesi”nin TBMM Adalet Komisyonu’nca kabul edilen metinde “nüfusun sivil bir grubuna karşı işlenmesi”nden “madde metninin ilgili uluslararası sözleşmelerde uyumunun sağlanması” gerekçesiyle değiştirilerek kabul edilmesi büyük önem taşımaktadır. Zira bu durum göstermektedir ki TCK m.77 her ne kadar Roma Statüsü’nün temelinde yapılandırılmasa da uluslararası niteliğe sahip olan söz konusu Statü’ye uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır.

 Roma Statüsü bakımından maddede sayılan fiillerin sivil nüfusa karşı yöneltilmiş saldırının bir parçası olarak işlenmesi aranmaktadır. TCK’da ise “toplumun bir kesimine karşı işlenmesi” denilerek yukarıda bahsettiğimiz sebeplerle aynı şey kast edilmiştir. Dolayısıyla TCK m.77’deki bu ifadenin uluslararası antlaşmalarda öngörülen mağdur kategorisinden farklı bir kavram ifade etmeye çalıştığı biçiminde yorumlanamayacaktır[17]. Ayrıca Komisyon tarafından kabul edilen metin üzerindeki bu değişikliği sivillere karşı işlenen her toplu suçun insanlığa karşı suç sayılacağı yönünde hatalı bir kanaatin oluşmasını engellemek niyetini taşıdığı da söylenilebilmektedir. Gerekçede de belirtilen uluslararası metinlerde yer alan bir ifade olan “nüfus” ibaresine yer verilmesi aslında geniş kapsamlı bir mağdur kitlesinin hedef alınması gerektiğini ve bireylere karşı münferit saldırıların bu suçu oluşturmayacağını ortaya koyma amacını taşır. Bu ifadeler bizi suçun mağduru olabilecek kimseleri değerlendirirken uluslararası ceza hukukunca kabul edilen anlayışa göre hareket etmemizi amaçlar. Bu sebeple kanun metninde yer alan ifadeyi “sivil nüfus” olarak kabul edip değerlendirmek gerekecektir. Bir görüşe göre TCK bakımından suçun oluşabilmesi için belirli bir bölgedeki tüm sivil unsurların saldırıya uğramış olması gerekmemektedir; sivil halkın bir bölümü saldırıya maruz kalmamış olsa dahi, saldırının genel anlamda sivil nüfusa yöneltilmiş olması aranmaktadır[18]. Ancak bir görüşe göre fiilin sivil bir topluluğa işlenmiş olması beraberinde “çok geniş bir sivil topluluğun” hedef alınmış olmasını da getirmektedir[19]. Bir başka deyişle, saldırının hedefinin bir devlet veya bir bölgenin bütün halkı olması aranmamakta, sadece doğrudan bireyleri hedef almış olması yeterli bulunmaktadır. Ayrıca, buradan yola çıkarak pekala denilebilir ki, insanlığa karşı suç çerçevesinde olan fiilin “sivil bir nüfusa yöneltilmek” zorundadır ancak sivil nüfus içinde sivil olmayan bir takım unsurların bulunması, suçun oluşumunu engellemeyecektir. Ayrıca “Toplumun belli bir kesimine” denilerek suçun niteliklerinden olan “sistemlilik” vurgulanmak istenmiştir.

  1. Bir Plan Doğrultusunda Sistemli Olarak Suçun İşlenmesi

Roma Statüsü, sistematik veya yaygın bir saldırı çerçevesinde işlenen fiilleri insanlığa karşı bir suç olarak nitelendirmiştir. “Yaygın” kavramı, mağdurların sayısal çokluğuna işaret ettiği gibi “sistematik” kavramı ise, resmi bir politika ya da planın varlığını göstermektedir. TCK’da yalnızca sistematik olma unsuruna yer verilmiş ise de, sistematik bir saldırı hemen her zaman birden çok mağdurun varlığını gerektirdiğinden, Roma Statüsünde, uygulama alanını genişletmek için alternatif olarak yer alan “yaygın” ibaresinin TCK’da bulunmaması, uygulamada bir soruna yol açmayabilir[20]. Ancak sistematik bir saldırının genellikle birden çok mağdurun varlığını gerektirebileceği söylenebilse de, Roma Statüsü’nde, uygulama kapsamını genişletmek için alternatif olarak ‘yaygın’ ibaresine de yer verilmesi, “yaygın” ibaresi TCK’da bulunmadığından, insanlığa karşı suç oluşturan fiillerin yaygın olarak işlenmesi hali, TCK açısından insanlık aleyhine suç olarak değerlendirilemeyecektir. Bu ifadelerle aslında münferit eylemlerin, insanlığa karşı suç kapsamında olmadığı açıklığa kavuşturulmak istenmiştir[21]. Sistematiklik ile ilgili olarak bir görüşe göre devletin ya da herhangi bir örgütsel politikanın sonucu olarak ya da ona katkıda bulunmak için, maddede sayılan fiillerin birden çok işlenmesi de kastedilmektedir[22].

Roma Statüsü’nde ve TCK m.77’de yer alan “sistematiklik” kavramı” sivil nüfusa(toplumun bir kesimine) karşı yöneltilmiş saldırının, TCK m. 77’de yer alan fiillerin, devlet politikası ya da organize bir politika çerçevesinde ya da onu kolaylaştırmak için, belirli bir sivil topluluğa karşı birden çok işlenmesini gerektiren davranış süreci arandığının altının çizilmesidir. Her iki madde de sayılan fillerin  “bir devlet ya da organizasyonun izlediği bir politikaya” uygun bir şekilde gerçekleştirilmiş ” olmaları, insanlığa karşı suçların devlet görevlileri ya da devlet adına hareket eden kişilerin açık veya örtülü desteği ve teşvikiyle işlenebilecek bir suç olduğunu gösterdiği gibi devlet ile herhangi bir bağlantısı olmayan bir başka örgütün plan veya organize bir politikası dahilinde işlenen insanlığa karşı suçların varlığının mümkün olduğunu da göstermektedir. Zaten insanlığa karşı suç fiillerinin kapsamını sınırlandıran m.7 par.2’de “herhangi bir sivil topluluğa karşı saldırıyı yapmaya yönelik bir örgüt veya devlet politikasının uzantısı…” denilerek sadece “devlet” ile sınırlandırmamış bilakis “devlet ya da örgüt” şeklinde genişletmiştir. Ayrıca Haziran 2010 tarihli Gözden Geçirme Konferansı kararıyla Roma Statüsü’ne eklenen saldırı suçu için “bir devletin siyasi veya askerî eylemlerini etkili biçimde kontrol edebilme veya yönetebilme konumunda bulunan bir kimse tarafından...” ifadesi ile fiili düzenleyen unsur açıkça tanımlanmış ve daraltılmıştır[23].

Uluslararası hukukta “sistematiklik” kavramını ele aldığımızda, Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tanımına değinmek gerekir. RUCM Uluslararası Hukuk Komisyonunun 1996 tarihli “Barışa ve İnsanlığın Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Kanunu” tasarısına dayanarak sistematik saldırıyı “esaslı kamusal ve özel kaynaklar gerektiren ortak bir politika çerçevesinde, tümüyle organize ve düzenli bir seyir takip eden saldırı” olarak tanımlamıştır. EYUCM içtihadına göre ise, “belirli bir topluluğu hedef alan bir planın kabul edilmiş olması ve uygulanmasına yönelik hazırlıkların yapılması, uygulamaya yüksek düzeyde askeri veya siyasi yetkililerin katılması, kayda değer mali, askeri ya da diğer kaynakların kullanılması, belirli bir sivil topluluğa yönelik şiddetin derecesi ve bu şiddetin sürekli ve tekrarlanan niteliği” gerçekleşen saldırının sistematik olduğunu ortaya koyacak niteliktedir.

Sistematiklik bir yandan fiili ulusal düzeyde yargılama yapılabilecek adi bir suçtan ayırmaya yararken, diğer yandan da bazı kişilere yönelik insan hakkı ihlallerini insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisi dışında tutmaya yaramaktadır. Sayılan fiillerin sistematik veya yaygın bir şekilde işlenmiş olması suçun sabit olması için yeterli olup aranan bu iç şartlar kümülâtif nitelikte değildir.

 

 

 

Mavi Marmara Derneği © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.