Bülent Yıldırım'ın Aydınlık Röportajı
Bülent Yıldırım'ın Aydınlık Röportajı
2011-12-16 12:44:09

Her ne kadar sivil toplum kuruluşu olarak anılsa da Türkiye siyasetinde oldukça etkin bir yere sahip İHH’nın Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye’nin NATO’da işi olmadığını savunuyor ve Libya’da yapılan hatalar konusunda herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi gerektiğini söylüyor. Son yıllarda insani yardım kuruluşları adı altında faaliyet gösterenler içinde adı en çok anılan İHH’nın kurucusu ve başkanı Bülent Yıldırım’la güncel gelişmeler üzerine uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. Zaman zaman tansiyon yükselse de sorularımıza açık yüreklilikle yanıt veren Bülent Bey’e misafirperverliği için de teşekkür ediyorum... Bülent Yıldırım kimdir? 1967 Erzurum Şenkaya doğumluyum. Avukatım. Evliyim, 5 çocuğum var. Uzun yıllar birçok sivil toplum kuruluşunda görev yaptım. Üniversite hayatımda Milli Gençlik Vakfı’nın gençlik hareketi başkanlığını yaptım. Daha sonra Bosna savaşı sırasında İHH’yı kurduk ve o günden beri de başkanlığını yapıyorum. Kamuoyunun bir bölümünde İHH’nın son yıllarda yıpranan Deniz Feneri’nin yerine konuşlandırıldığı ve öne çıkarıldığı algısı hakim? İHH, Türkiye’de kurulan ilk uluslararası insani yardım kuruluşudur. Deniz Feneri bizden sonra kuruldu, biz 1992’nin sonunda kurulduk ancak 1995 yılında resmiyet kazanabildik. Çünkü Türkiye’de yasal zemin müsait değildi uluslararası çalışmaya... Biz Müslümanların kurduğu ve dini gerekliliklerini yerine getiren bir yapıyız ama yardım ederken din-dil-ırk ayrımı yapmıyoruz. Ana hedefimiz emperyalizme ve siyonizme karşı olmaktır. Ezilen halkların da birleşmesini istiyoruz fakat bu özgürleşme adalet temelinde olmalı. Hiçbir şeyin alternatifi olarak kurulmadık. Bir grup genç olarak buna karar verdik. Bizim ne önümüzde, ne de arkamızda başka hiç kimse yok. İlk yola çıkarken de İslam dünyasını gördük. Dünyadaki fakirliğin, cehaletin, işgallerin yüzde 90’ından fazlası Müslüman topraklarıdır. İHH sadece bir insani yardım kuruluşu mu yoksa ötesinde bir misyonunuz var mı? İHH, insani yardım kuruluşu ama bunun ötesinde bir misyonumuz var. Bunu da saklamıyoruz. Yeryüzündeki işgallerin politik gerekçelerini araştırıyor ve deşifre ediyoruz.

Siyasetle insanlık kavramı bütündür

Siyasi bir yönünüz de var yani? Biz siyasetle insanlık kavramının böyle siyahla beyazmış gibi ayrışmasının emperyalizmin bir oyunu olduğuna inanıyoruz. Özellikle geri kalmış ülkelerde, ezilen topraklar üzerinde yaşayan halklar bir oluşum gerçekleştirse bunlara deniliyor ki, sizin sınırlarınız şu!.. Eğer insani yardım yapacaksanız, halkların özgürleşmesi ile ilgili bir çalışma yapamazsınız. Yaparsanız siyasallaşmış olursunuz! Biz diyoruz ki, hepsi bir bütündür. Yönetim merkezi tamamen burası mı yoksa yurt dışında da ayakları var mı? Biz önce İHH’yı Almanya’da bir grup arkadaşla kurduk. 1992’nin 10. ayında, Freiburg şehrinde... Daha sonra Türkiye’nin çalışmalarını yaptık. 95’te burada resmileştik, 97’de Freiburg’daki İHH’yı kapattık. Almanya ve Avrupa’da kurulan diğer İHH’lar isim benzerliği ve biraz da o mirası almak için kuruldu. Asıl merkez Türkiye’dir. Türkiye’ye getirmemizin sebebi de; biz Türkiye’de olursak bağımsızlığımızı biraz daha koruyabileceğimize inandık. Çünkü bu tip kuruluşları ele geçirmek isteyen, yönlendirmek isteyenler olur! Bunlara fırsat vermemek için merkezimizi Türkiye’ye getirdik. Şu an 130’dan fazla ülkede çalışıyoruz.

Hiçbir yerden emir almıyoruz

2005’ten sonra İHH’nın bir anda popülaritesi arttı? Aslında Bosna savaşı döneminde de popülaritemiz büyüktü. Çünkü Saraybosna’ya ambargoyu delen tek kuruluşt İHH’ydı. Ve bunun için biz tahmin edemeyeceğiniz bedeller de ödedik. Biz zaten dünyada emperyalistlerin ve siyonistlerin yaptığı, yaptırdığı yahut uyguladığı bütün ambargoların kalkması ve kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. İHH yaptığı bütün faaliyetler için hiçbir yerden fon kullanmamaktadır. Ne Birleşmiş Milletler’den, ne Avrupa Birliği’nden, ne de hükümetten... Sadece halkın gönüllü bağışlarıyla... Bu da bizim hiçbir yerden emir almadığımızı gösterir. Özellikle Mavi Marmara olayı sizi farklı bir noktaya taşıdı. İki sefer yaptınız Gazze’ye. O günden bugüne neler değişti? Mavi Marmara ile dünyada devrim oldu. ABD Ortadoğu’da çok ciddi bir hakimiyet kurmuştu. Şu anda bu hakimiyeti sarsıldı. Siyonizmin ne olduğunu bilmeden onun sömürgesini kabul eden yığın halindeydik. TV’lerde o kadar çok film yapıldı ki İsrail masum, mazlum Filistin halkı ise zalim gösteriliyor. Mavi Marmara’yla yediden yetmişe herkes siyonizmi tanıdı, Filistin’i tanıdı. Artık Türkiye kendi silah sanayisini yapma kararı verdi. Yazılımı kendi yapmaya başladı. İsrail’le bu noktada bağlarını zayıflattı. İslam dünyası artık umut ediyor; biz bağımsızlaşabiliriz diye. Biz zayıf da olsak, dünyanın en büyük emperyalist gücü siyonizme karşı birşeyler yapabiliriz. Biz dünya medyasını harekete geçirebiliriz. Sadece batıdan gelen sivil inisiyatiflerin peşine koşmak değil kendi inisiyatifimizi oluştururuz, hatta Batı’yı bile bu şekilde sürükleyebiliriz diye... Müslüman ülkeler işgal ediliyor, sınırları değiştiriliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Saflar karışıyor mu? Safların karıştığı yerler var, çelişkiler var. Ona bakarsak Misak-i Milli sınırlarını çizen de biz değiliz. 2. Dünya Savaşı sırasında kendi iç problemleriyle uğraştılar. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da sırası gelince Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) ortaya koyarak sınırları bölme ve buradan kendine göre yeni sınırlar üretmeye çalışıyorlar. Bu devrimlerin başlangıcı BOP’un uygulanmak istendiği zamana denk gelse bile, bunlar halk tarafından başlatıldı. Hatta emperyalistlerin Büyük Ortadoğu Planını da alt üst eden bir çıkış sergilendi. Devrimden kastınız Arap baharı mı? Arap baharı. Ben Arap baharının başlangıcını emperyalistlere vermenin ‘Müslümanlar hiçbir şey yapamaz’ anlayışından kaynaklandığına inanıyorum. Arap baharını yapanlar halklardır ve bu halklar ülkelerinin bölünmesini istemezler. Ama kendi aralarındaki yapay sınırların kalkmasını isterler, kolay geçiş olmasını isterler. Çünkü özgür olmak istiyorlar. Bu süreçte Amerika biraz boşa düştü. Hiç ummadığı bir dönemde hareketlilik görünce kendi iradesinin dışında panikledi. Ama şimdi seçimleri uzatarak özellikle Mısır’da mevcut liderlerle irtibat kurup süreç içersinde geleceği şekillendirmeye çalışıyor. Amerika tabii büyük bir emperyalist güç. Onun için hemen alandan çekilmesi mümkün değil. O nedenle sürece dahil oluyor.

Batı Libya’ya fatura kesiyor

Yani Arap baharı halkların kendi inisiyatifiyle başladı sonra emparyalist güçler sürece dahil oldu mu diyorsunuz? Emperyalistler bu işin içine süreç içerisinde girdi. Mesela Libya’da Kaddafi gerçekten halkına zulüm yaptı. Bilinç düzeyi yüksek olan halkı ortadan kaldırıyordu. Ama halk Kaddafi’yle hesaplaşırken birdenbire yanına NATO’yu aldı!.. Nasıl oldu peki? Bu hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gereken bir şey. Yani İslam dünyası deyin, ezilen halklar deyin ne derseniz deyin. Demek ki kendi kendimize yetemediğimiz için kurtarıcı olarak bir noktadan sonra yine bu adamları gören, değişik, çetrefilli, çelişkili bir fikir dünyasına sahip insanlarla karşı karşıyayız. Libya’da ben Kaddafi’nin gitmesini isterdim. Ama bunun NATO’yla olmasını istemezdim. Yani NATO öyle babasının hayrına müdahale etmedi ki... Şimdi onlara “Artık bu petrolü ben çıkaracağım” diyecek... Bakın Mavi Marmara ne yaptı. Irak’ın işgali daha 1930’larda konuşuluyordu. Afganistan’ın işgali o yıllarda konuşuluyordu. Irak’ta enerji kaynakları sağlam bir şekilde çıkarılacak, yol güvenliği sağlanacak, bir kısmı Hayfa Limanı’ndan, bir kısmı Tripoli’den gidecek. Tripoli’den giden de Vatikan’a gidecek! Mavi Marmara işte bunu altüst etti. Sonra devrim hareketleri oldu zaman zaman. Tekrar Batı devreye girdi. Şu anda şaşkınlığını üzerinden attı, yol haritasını çıkardı ve bu devrimin geleceğini şekillendirmeye çalışıyor, müdahil olmaya çalışıyor ve şimdi Libya’ya fatura kesiyor!   NATO ZATEN HEP LİBYA’DAYDI “Libya’da yaşanan bir halk hareketiydi, NATO sonradan müdahil oldu” söyleminiz havada kalmıyor mu? Özellikle Fransa, İtalya ve İngiltere’nin tavrı en başından beri belliydi. NATO zaten oradaydı. Müdahaleden bahsediyorum... Müdahale olmadan önce de NATO, Libya’daydı. Kaddafi, Batı ile her zaman iç içeydi. Kızını bile Batılı bir lidere veriyordu. Paraları oraya akıtıyordu. Mesela Kaddafi ne kadar masum ki, Sarkozy’nin seçim çalışmasına yardım ediyordu! Sarkozy çok mu antiemperyalist!.. Libya her zaman Avrupa’nın kontrolü ve etkisi altındaydı. Libya şimdi Avrupa dışında birtakım unsurların etkin olabileceği bir noktaya geldi. Ama buradan herkese bir ders çıkıyor. Bütün İslam dünyasının liderlerine, ezilmiş halkların liderlerine... Batıya istediğiniz kadar para verin, ne verirseniz verin, Kaddafi’nin yaşadıklarını yaşarsınız! Emperyalistler çok kolay harcar. Onun için ben orada halk iradesini söylüyorum. O halk iradesi ortaya çıkarken paralelinde NATO’nun bir menfaati vardır, başka bir şey vardır, bunlar da olabilir. Fakat Libya’da ne yazık ki Müslümanların onurunu zedeleyecek bir çözüm noktası tercih edildi. Burada bizim sorumluluğumuz yok mu? Herkesin sorumluluğu var. Ama bu sorumluluğu şu veya bu kuruluşa yıkmak yanlıştır. İslam Konferansı’na sorumluluğu yıkabilirsiniz. İslam Konferansı, Arap Birliği... İslam Konferansı kalkıp da Libya’daki bu sorun için Batıya “Sen bir dur bakalım, buraya giremezsin, burası bizimdir” diyemiyor. Sonra biz de burayı Amerika ve NATO bu hale getirdi diye tartışmak zorunda kalıyoruz. İHH’nın Libya’ya yardım konvoyunu NATO şemsiyesi altında götürmesi ve sadece muhalif gruplara ulaştırması eleştiri konusu oldu. Hayatta NATO şemsiyesi altında hiçbir yere yardım götürmedik. Doğru da bulmam. Gazze’ye giderken NATO gemileri etrafımızdaydı. İsrail NATO’ya üye değil. Peki Türkiye üye mi? Üye... Peki kendisine üye olan bir ülkenin gemisine saldırıldığında NATO‘nun yapması gereken neydi? Onu korumak, kollamak, anlaşma öyle değil mi... Peki bunu yapmayan bir oluşuma bizim güvenmemiz mümkün mü? Peki neden sadece muhaliflere yardım götürdünüz? Sadece muhaliflere götürmedik. Misrata’ya götürdük, Bingazi’ye götürdük. Öbür taraf ise yardıma müsaade etmedi. Biz de doğal olarak kendi başımıza götüremezdik çünkü Afrika’dan Arapça bilmeyen o kadar çok paralı asker getirmiş ki Kaddafi... Bunun dışında biz yine de el altından yardım gönderdik. Ama bu halk muhalifler miydi yoksa Kaddafi’nin adamları mı bunu da artık kendilerine sorabilirsiniz. Orada Aydınlık bize biraz haksızlık yaptı, onu da söyleyeyim!

Mavi Marmara Derneği © 2016. Tüm Hakları Saklıdır.